HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 22 NİSAN 2026, ÇARŞAMBA

Kutlu Parti Genel Başkan Yardımcısı Şehir Plancısı Şule Tuntaş: YEŞİL VATAN TEHLİKEDE: 67 İLDE DEV MADEN HAMLESİ

21.04.2026 22:26
Kutlu Parti Genel Başkan Yardımcısı Şehir Plancısı Şule Tuntaş: YEŞİL VATAN TEHLİKEDE: 67 İLDE DEV MADEN HAMLESİ
Kutlu Parti Genel Başkan Yardımcısı Şehir Plancısı Şule Tuntaş: YEŞİL VATAN TEHLİKEDE: 67 İLDE DEV MADEN HAMLESİ
Türkiye genelinde son dönemde gündeme gelen maden ruhsatları ve ihale süreçleri, çevre politikaları ve doğal varlıkların korunması konusunda yeni bir tartışma dalgası başlattı. Özellikle Karadeniz'in en yeşil illerinden biri olan Giresun üzerinden ortaya çıkan veriler, yalnızca bölgesel değil ülke genelinde kapsamlı bir sorgulamayı beraberinde getirdi. Kutlu Parti Genel Başkan Yardımcısı Şehir Plancısı Şule Tuntaş, yaptığı değerlendirmede mevcut tabloyu "doğal kaynaklar üzerinde artan baskı ve belirsizlikler zinciri" olarak tanımladı.
GİRESUN ÖRNEĞİ: YEŞİLİN ÜZERİNDE MADEN GÖLGESİ
Tuntaş'ın dikkat çektiği en çarpıcı örneklerden biri Giresun oldu. Türkiye'nin en yoğun orman varlığına sahip illerinden biri olan kentte, yüzölçümünün yaklaşık yarısından fazlası ormanlarla kaplı. Dereli'de yüzde 82'yi aşan, Bulancak ve Espiye'de yüzde 70'in üzerinde seyreden orman yoğunluğu, bölgeyi ekolojik açıdan kritik hale getiriyor.
Ancak aynı bölgede orman alanlarının büyük bir bölümünün IV. Grup maden ruhsat sahaları içerisinde yer alması, "koruma-kullanma dengesi" tartışmasını derinleştiriyor. Bu durum, doğal varlıkların geleceğine ilişkin ciddi soru işaretleri doğuruyor.
67 İLDE 485 MADEN SAHASI: DEV İHALE TARTIŞMASI
Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü tarafından 7 Şubat 2026 tarihinde gerçekleştirilen 317 no'lu ihale kapsamında, 67 ilde toplam 485 maden ruhsat sahası yatırımcılara açıldı. Bu sahaların 288'inin 1.000 hektarın üzerinde olması, ihalenin ölçeğini gözler önüne serdi.
Uzmanlara göre bu büyüklük, bazı illerin yüzölçümüne yaklaşan bir alanın madencilik faaliyetlerine açılması anlamına geliyor. Tuntaş, bu süreci "planlama ilkeleri açısından şeffaflık ve kamu bilgilendirmesi eksikliği" olarak değerlendiriyor.
KORUNAN ALANLARDA ARTAN BASKI: RESMİ RAPORLAR NE DİYOR?
MADENCİLİK EKONOMİSİ Mİ, DOĞAL VARLIKLAR MI?
Tuntaş, madencilik faaliyetlerinin tamamen reddedilmediğini ancak temel sorunun "nasıl, nerede ve hangi koşullarda" sorularına yanıt verilmemesi olduğunu vurguladı. Açıklamasında şu başlıklar öne çıktı:
Aranan madenlerin türü, rezerv büyüklüğü ve ekonomik değeri kamuoyuna açık mı?
Çıkarılacak madenler stratejik ve nadir elementler mi, yoksa düşük katma değerli hammaddeler mi?
Bu kaynaklar Türkiye'de işlenerek mi ekonomiye kazandırılacak, yoksa ham olarak ihraç mı edilecek?
Madencilik faaliyetleri sonrasında rehabilitasyon ve doğa restorasyonu nasıl sağlanacak?
Bu soruların cevapsız kalmasının, toplumda güvensizlik oluşturduğu ifade ediliyor.
ORMAN KÖYLÜSÜ VE KIRSAL YAŞAM NE OLACAK?
Madencilik faaliyetlerinin en doğrudan etkilediği kesimlerden biri de orman köylüleri. Geçimini tarım, hayvancılık ve ormancılıkla sağlayan kırsal nüfus için bu projelerin sosyal etkileri büyük önem taşıyor.
Yerinden edilme, gelir kaybı ve yaşam alanlarının daralması gibi riskler, planlama süreçlerinde yeterince ele alınmadığı eleştirilerine neden oluyor. Tuntaş'a göre bu durum sadece çevresel değil aynı zamanda sosyo-ekonomik bir mesele.
SU KAYNAKLARI ÜZERİNDEKİ ŞÜPHELER: İZNİK GÖLÜ ÖRNEĞİ
Tartışmanın bir diğer boyutu ise su kaynakları. İznik Gölü'nde yaşanan ciddi su çekilmesi, bölgedeki su yönetimi politikalarını gündeme taşıdı. Aynı dönemde barajlardan su salınması, sanayi kullanımına yönelik iddialar ve denetim mekanizmalarıyla ilgili soruları artırdı.
Çeltik üretimine getirilen kısıtlamalar ve Söke Ovası'nda pamuk üretimine yönelik sınırlamalar, tarım politikaları ile su yönetimi arasındaki çelişkiyi gözler önüne serdi.
ŞEHİRLEŞME, MADENCİLİK VE DOĞA: DENGE NEREDE?
Tuntaş, açıklamasında yalnızca madenciliği değil, kontrolsüz şehirleşmeyi de eleştirdi. Betonlaşmanın artması, yeşil alanların daralması ve kentlerin doğal kimliğini kaybetmesi, uzun vadeli planlama eksikliği olarak değerlendirildi.
Avrupa şehirlerinde geniş yeşil alanların korunarak şehir merkezlerine entegre edildiğini belirten Tuntaş, Türkiye'de ise sınırlı ve yapay peyzaj alanlarının "doğa dostu şehir" algısı oluşturmak için yeterli olmadığını ifade etti.
DEPREM BÖLGELERİ VE "REZERV ALAN" TARTIŞMASI
Deprem bölgelerinde ilan edilen rezerv alan uygulamaları da açıklamanın dikkat çeken başlıklarından biri oldu. En değerli şehir arazilerinin rezerv alan ilan edilmesi, mülkiyet hakkı ve şehir planlama ilkeleri açısından eleştirildi.
Bu alanların ilerleyen süreçte farklı yapılaşmalara açılıp açılmayacağı sorusu, bölge halkı açısından belirsizliğini koruyor. Ayrıca deprem konutlarının isimlendirilmesine yönelik eleştiriler de dikkat çekti.
CEVAP BEKLEYEN SORULAR
Şule Tuntaş'ın değerlendirmesi, Türkiye'de doğal kaynak yönetimi, madencilik politikaları ve şehir planlaması konularında çok katmanlı bir tartışmanın sürdüğünü ortaya koyuyor.
Zeytinliklerden ormanlara, yaylalardan su kaynaklarına kadar geniş bir coğrafyada yürütülen faaliyetlerin, şeffaflık, bilimsel planlama ve kamu yararı ilkeleri doğrultusunda yeniden ele alınması gerektiği vurgulanıyor. Tuntaş'ın ifadesiyle, "Bu topraklarda ne olduğunu bilmek, o topraklarda yaşayan herkesin en temel hakkıdır."
ÖZEL HABER MUHARREM DEĞİRMEN / 3. GÖZ HRA
 
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Yorumlarınızı paylaşın

--
logo

   E-posta: bilgi(@)ucuncugozgazetesi.com
Tüm hakları Üçüncü Göz Gazetesi adına saklıdır: ©2019-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir.