HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 22 NİSAN 2026, ÇARŞAMBA

OKULLAR MI DEĞİŞTİ? ‎YOKSA BİZMİ KÖR OLDUK? ‎BU GİDİŞİN SONU FELAKET...

21.04.2026 00:00
‎İki gündür televizyon ekranlarında dönüp duran görüntüler…
‎Dün Şanlıurfa'da bir okul, bir öğrenci ve bir pompalı tüfek…Bugün Kahramanmaraşta bir ortaokulda meydana gelen üzücü silahlı okul basarak bir öğretmenimizin görevi başında Şehit edilerek sekiz öğrencimizin öldürülmesi 20 öğrencinin yaralanması artık sabrımızı taşırmaya başladı.
‎Artık kimse bu yaşananları "münferit olay" masalıyla geçiştirmesin. Bu bir çürümenin işaretidir.
‎Disiplinin zayıfladığı, otoritenin tartışmalı hale geldiği, öğretmenin yalnız bırakıldığı bir sistemin sonucudur.
‎Bir zamanlar "en güvenli yer" dediğimiz okulların kapısından artık sadece öğrenciler değil, korku da giriyor. Ve biz hâlâ şaşırıyormuş gibi yapıyoruz.
‎Her sabah çocuklarımızı "okula" diye gönderiyoruz.
‎Ama içten içe sormaya başladık artık.
‎Gerçekten okula mı gidiyorlar, yoksa kontrolünü kaybetmiş bir ortama mı?
‎Son zamanlarda yaşanan olaylar tesadüf değil.
‎Bir öğrenci öğretmenine saldırıyor…
‎Bir başkası silahla okula geliyor…
‎Şiddet, artık kapının dışında değil, sınıfın içinde.
‎Ve biz hâlâ "bir kerelik olay" diyerek geçiştiriyoruz.
‎Hayır.
‎Bu bir kerelik değil.
‎Bu bir işaret.
‎Toplum olarak yıllardır görmezden geldiğimiz çatlaklar artık duvarı yıkmaya başladı.
‎Ailede başlayan kopuş, sokakta büyüyen öfke, sosyal medyada körüklenen nefret…
‎Hepsi gelip okulun kapısında birleşiyor.
‎Okul dediğimiz yer; sadece matematik, Türkçe öğretilen bir bina değildir.
‎Okul, bir çocuğun insan olmayı öğrendiği yerdir.
‎Eğer orada şiddet varsa, bilin ki sorun sadece okulda değildir.
‎Bugün öğretmen kendini güvende hissetmiyorsa,
‎yarın öğrenci de hissetmeyecek.
‎Bugün disiplin yoksa, yarın otorite tamamen çökecek.
‎"Teksas'a mı dönüyoruz?" sorusu abartı gibi gelebilir.
‎Ama asıl tehlike şu.
‎Bu soruyu sormaya başlamış olmamız bile başlı başına bir alarmdır.
‎Silahların konuştuğu bir düzen bir günde kurulmaz.
‎Önce saygı kaybolur.
‎Sonra korku yerleşir.
‎En sonunda ise sessizlik hâkim olur.
‎Biz şu an o ilk iki aşamadayız.
‎Hâlâ zaman var.
‎Ama görmezden gelmeye devam edersek,
‎yarın çok geç olacak.
‎Çocuklarımızı korumak istiyorsak;
‎önce gerçeği kabul edeceğiz.
‎Sorun var.
‎Ve büyüyor.
‎Gözümüzü kapatarak değil, yüzleşerek çözeceğiz.
‎Yoksa bir gün gerçekten şu sorunun cevabını vermek zorunda kalacağız.
‎"Okullar ne zaman bu hale geldi?"
‎Ve o gün geldiğinde,
‎verilecek cevap hepimizi utandıracak.
‎Bir de işin başka bir boyutu var…
‎Şiddet artık sıradanlaştı.
‎Televizyonda, sosyal medyada, sokakta…
‎Her yerde kavga, her yerde öfke, her yerde güç gösterisi.
‎Çocuk neyi görürse onu öğrenir.
‎Biz yıllardır şiddeti gösterdik, şimdi sonucunu izliyoruz.
‎Bu olayın ardından klasik cümleleri duyacağız:
‎"Gereken yapılacak."
‎"İnceleme başlatıldı."
‎"Güvenlik artırılacak."
‎Peki ya sonra?
‎Bir sonraki habere kadar unutulacak.
‎Bir sonraki "dehşet görüntüsüne" kadar sessizlik…
‎Eğer bu mesele kökten çözülmezse, bu son olmayacak.
‎Bugün Şanlıurfa, yarın başka bir şehir, belkide yaşadığımı şehir orhangazi…
‎Bugün bir okul, yarın bir başkası…
‎Mesele güvenlik kamerası değil.
‎Mesele kapıya konulan görevli değil.
‎Mesele; çocukları bu noktaya getiren çürümeyi görmek ve durdurmaktır.
‎Aksi halde, okullarımız sadece eğitim verilen yerler değil…
‎Korkunun kol gezdiği alanlara dönüşecek.
‎Ve biz yine ekran başında aynı cümleyi kuracağız.
‎"Nasıl oldu?"
‎Oysa cevap çok basit.
‎Görmek istemedik.

‎GELELİM ORHANGAZİYE...
‎Ohangazi sessiz ama sakın değil...
‎Orhangazi'ye dışarıdan bakan biri şunu söyler.
‎"Ne var canım, küçük yer… Herkes birbirini tanır, sorun olmaz."
‎Keşke öyle olsa.
‎Bugün Orhangazi'de okulların önünden geçin.
‎Bir süre izleyin.
‎Sadece çocuklara değil, ortama bakın.
‎Göreceksiniz ki mesele artık "ders" değil.
‎Sessiz bir gerilim var.
‎Büyük şehirlerde yaşanan olayları izleyip "bizde olmaz" diyorduk.
‎Ama artık o "biz" dediğimiz yerin sınırları bulanıklaştı.
‎Çünkü sorun şehirde değil, toplumda.
‎Ailede başlayan kopukluk,
‎sokakta büyüyen öfke,
‎ekonomik sıkışmışlık,
‎gelecek kaygısı…
‎Hepsi geliyor, okul kapısında buluşuyor.
‎Orhangazi'de henüz büyük bir facia yaşanmadı diye rahatlayanlar var.
‎Ama asıl tehlike tam da bu rahatlık.
‎Çünkü çöküş bir anda olmaz.
‎Önce küçük işaretler verir.
‎Disiplin gevşer.
‎Saygı azalır.
‎Öğretmen kendini yalnız hisseder.
‎Öğrenci sınır tanımamaya başlar.
‎Ve bir gün…
‎"Bu nasıl oldu?" diye sorarız.
‎Cevap basittir.
‎Göz göre göre oldu.
‎Bugün Orhangazi'de okullar "sakin" görünebilir.
‎Ama bu sakinlik, sağlıklı bir düzenin değil,
‎yaklaşan bir sorunun sessizliğidir.
‎Yapılması gereken bellidir.
‎Görmezden gelmek değil, erken önlem almak.
‎Okul çevreleri denetlenmeli.
‎Rehberlik sistemi güçlendirilmeli.
‎Aileler sorumluluk almalı.
‎Ve en önemlisi, öğretmen yalnız bırakılmamalı.
‎Çünkü mesele sadece eğitim değil.
‎Mesele, bir neslin nasıl büyüdüğü.
‎Eğer bugün sessizliği yanlış okursak,
‎yarın o sessizlik yerini gürültüye bırakacak.
‎Ve o zaman konuşmak için çok geç olacak.

İZ BIRAKAN ÖĞRENCİLER-9
(Koray Timur…)
‎Yeniköy İlköğretim Okulu'nun o hareketli, yerinde duramayan ama bir o kadar da saygılı öğrencilerinden biriydi.
‎Bir öğretmeni olarak açıkça söylemeliyim ki Koray, derslerde her zaman en başarılı öğrencilerden biri değildi. Hatta zaman zaman yaramazlıklarıyla sınıfa renk katan, enerjisiyle dikkat çeken bir çocuktu. Ama onu farklı kılan şey; büyüklerine karşı saygısı, içtenliği ve kalbinin temizliğiydi. Ne yaparsa yapsın, sınırı aşmamayı bilen, hatasını anlayınca mahcup olabilen bir karaktere sahipti.
‎Bugün oto sanayide boya ve kaporta işiyle uğraştığını duyduğumda hiç şaşırmadım. Çünkü o enerji, o hareketlilik ve o pratik zekâ; tam da böyle bir meslekte ustalığa dönüşür. Hayat sadece okul sıralarındaki başarıyla ölçülmez. Koray, kendi yolunu emeğiyle çizen, çalışarak ayakta duran bir insan olmuş.
‎Biz öğretmenler için her öğrencinin hikâyesi kıymetlidir. Koray'ın hikâyesi de bize şunu gösteolsun.  Başarı bazen notlarda değil, hayata tutunma biçiminde saklıdır. Onunla gurur duyuyorum. Yolu açık, emeği daim olsun.
 
Yılmaz AYDEYER / MİHRALI BEY / diğer yazıları
•OKULLAR MI DEĞİŞTİ? ‎YOKSA BİZMİ KÖR OLDUK? ‎BU GİDİŞİN SONU FELAKET... 21 00:00:00.04.2026
•“Haydar Baş’ın Fikirleri Neden Hâlâ Gündemde?” 14 00:00:00.04.2026
•BİR NESLİ KAYBEDİYORUZ, ‎KİMSE FARKINDA DEĞİL.. 07 00:00:00.04.2026
•ÜÇÜNCÜ GÖZ GAZETESİ HALKIN VİCDANIDIR. 01 00:00:00.04.2026
•Sokaktan Sınıfa: Küfrün Normalleştiği Ülke” 26 00:00:00.03.2026
•ATATÜRK Çanakkale’dir, Çanakkale de ATATÜRK'TÜR 17 00:00:00.03.2026
•ÇOCUKLARI VE GENÇLERİ KORUMADA 3.GÖZ GAZETESİNİN HASSASİYETİ. 11 00:00:00.03.2026
•ESKİ VE YENİ TÜRKİYE DE EĞİTİM ANLAYIŞI 04 00:00:00.03.2026
•PROJE ÇÖPLÜĞÜNE DÖNEN OKULLARIMIZ 25 00:00:00.02.2026
•ORHANGAZİDE BİR ZAMANLAR BİR OKULDAN TEKRARI YAPILAMAYAN ULUSLARARASI HALK OYUNLARI FESTİVALİ DÜZENLEME BAŞARISI. 18 00:00:00.02.2026
•TÜRKİYE VE ORHANGAZİDE ÖZEL OKUL GERÇEĞİ. 10 00:00:00.02.2026
•Orhangazi’de Eğitim Alarm Veriyor “14 Bin Öğrenci, 40 Kişilik Sınıflar, Düşen Başarı" 03 00:00:00.02.2026
•EĞİTİMDE MAKYAJ, SINAVDA ÇÖKÜŞ ‎(TAKTİRNAMELİ ÇÖKÜŞ) 28 00:00:00.01.2026
•ORHANGAZİ MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ HUKUKA AYKIRI Mİ YÖNETİLİYOR? 20 00:00:00.01.2026
•OKUMAYAN TOPLUM,. ‎ÇÖKEN EĞİTİM VE TÜRKİYE GERÇEĞİ 15 00:00:00.01.2026
•“YAZMALISIN HOCAM” "EğitimYöneticiliğinden köşe yazarlığına" 11 00:00:00.01.2026
•‎NEDEN ÜÇÜNCÜ GÖZ ? 02 00:00:00.01.2026
•Pahalı Kantin, Güvensiz Sokak, Orhangazi’de Öğrenci Gerçeği 24 00:00:00.12.2025
•MÜDÜR BEY!... 17 00:00:00.12.2025
•İLÇE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜ GERÇEKTEN YÖNETİYOR MU, YOKSA SADECE MAKAMI MI DOLDURUYOR? 10 00:00:00.12.2025
•Öğretmenevi peşkeş iddialarına karşı susamazsınız! 27 00:00:00.11.2025
•MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'Ü ANLAMAK 10 00:00:00.11.2025
•Futbolun Mezar Taşında Orhangazi Yazıyor! 05 00:00:00.11.2025
•Bir ülkenin gerçek yüzü, sokaklarındaki düzenle, meydanlarındaki bayraklarla değil; en savunmasız insanlarına nasıl davrandığıyla ölçülür. Bugün bu ülkede, Aydın Söke Açık Cezaevi’nde, sessizce tükenen bir hayat var: Öztürk K. Öztürk K. %75 engelli. Talesemi majör hastası, aynı zamanda tip 1 diyabetli. Yani yaşamı boyunca düzenli kan nakline, insüline ve hijyenik ortama ihtiyaç duyan bir insan. Yürüyerek girdiği cezaevinde bugün artık yatalak hale gelmiş durumda. Kendi ihtiyaçlarını karşılayamıyor, yürüyemiyor, elleri titriyor, bilinci kimi zaman gidip geliyor. Ve o hâlâ orada, duvarların arkasında “infaz” adı altında yaşam mücadelesi veriyor. Cezalandırmak, bir toplumu düzen içinde tutmanın aracıdır, denir. Ama insan onurunu korumayan bir ceza, artık adaletin değil, intikamın alanına girer. Bugün Türkiye’de, “hasta mahpuslar” başlığı altında yüzlerce insan, fiilen ölüm cezasına mahkûm edilmiş durumda. Her rapor “cezaevinde kalamaz” dese de, her dilekçe “uygun değildir” gerekçesiyle geri dönüyor. Peki, neye uygun değildir? Bir insanın yaşamasına mı? Bir devletin vicdanına mı? Öztürk K.’nin kardeşi, “Yürüyerek girdi, şimdi nefes bile alamıyor. Kimse duymuyor” diyor. Oysa devlet, her yurttaşının yaşam hakkını korumakla yükümlüdür — suçlu ya da suçsuz fark etmeksizin. Çünkü yaşam hakkı, hiçbir mahkemenin elinden alamayacağı bir haktır. Cezaevleri, yalnızca demir parmaklıkların ardındaki suçluların değil, dışarıdaki toplumun da aynasıdır. O aynada ne görüyoruz? Gözünü kapatmış bir sistem mi, yoksa el uzatmaya cesaret eden bir toplum mu? Bir devletin adaleti, güçlüye değil, güçsüze gösterdiği şefkatle ölçülür. Öztürk K.’nin durumu bir istisna değil, bir gösterge. Bir ülkenin sağlık sistemi, hukuk düzeni ve vicdanı burada kesişiyor. Ve biz, üçü arasında sıkışmış bir insanın her geçen gün eriyişini izliyoruz. Bu bir siyaset meselesi değil. Bu, insanlık meselesi. Bir insanın yaşamasına yardım etmek, bir partinin, bir ideolojinin, bir grubun meselesi değildir. Bu, hepimizin ortak sorumluluğudur. Yetkililere sesleniyorum: Adalet Bakanlığı’na, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’ne, İnsan Hakları Kurumları’na… Bu bir “dosya” değil, bir hayat. Ve o hayat, gün be gün elimizden kayıyor. Bir insanın ölüme terk edilmesi, hukukun değil, sessizliğin eseridir. Ve biz sustukça, adalet bir kelimeden ibaret kalır. Bir mahkûmun yatağında öylece çürüyüp gitmesi, hepimize dokunmalı. Çünkü bir gün, adaletin terazisi yeniden kurulacak. O gün geldiğinde, belki de en çok şunu sorgulayacağız: “Biz sustuğumuzda kim ölmüştü?” 29 00:00:00.10.2025
•Orhangazi’nin Sınavı. ‎Eğitim mi, Ezber mi? 22 00:00:00.10.2025
•DÜŞÜNÜR KOLEJİ GERÇEĞİ. . . 14 00:00:00.10.2025
•KİM BU OKUL MÜDÜRÜ? 08 00:00:00.10.2025
•Uyuşturucu ile çürütülen nesil. . 02 00:00:00.10.2025
•Çocuklar Tarikatlara Teslim Edilmez, Edilmemeli! 25 00:00:00.09.2025
•Orhangazi’de “Kırtasiye Parası” Oyunu 17 00:00:00.09.2025
•‎O günün öğrencileri açtı, üşüyordu 10 00:00:00.09.2025
•Orhangazi 2025-2026 Eğitim-Öğretimine Hazır mı(?) 03 00:00:00.09.2025
•DEFTER YERİNE SİLAH TUTAN ELLER.. . 29 00:00:00.08.2025
•OKULLARDA EK DERS YOLSUZLUKLARI 20 00:00:00.08.2025
•İmam Hatipler Neden Boş? 12 00:00:00.08.2025
•Muharrem Değirmen ve ÇPL 05 00:00:00.08.2025
•3.Göz Gazetesinin Orhangazi Eğitimine katkısı 29 00:00:00.07.2025
• “Fen Lisesi açtık” demekle olmuyor ‎ 24 00:00:00.07.2025
•ORHANGAZİ’DE LGS FİYASKOSU ve Orhangazi’de Eğitim Kıyımı 15 00:00:00.07.2025
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Yorumlarınızı paylaşın

--
logo

   E-posta: bilgi(@)ucuncugozgazetesi.com
Tüm hakları Üçüncü Göz Gazetesi adına saklıdır: ©2019-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir.