HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 28 OCAK 2026, ÇARŞAMBA

EĞİTİMDE MAKYAJ, SINAVDA ÇÖKÜŞ ‎(TAKTİRNAMELİ ÇÖKÜŞ)

28.01.2026 00:00

‎2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı 1.dönemi sona ermesi ile birlikte Takdirnameler ve Teşekkürnameler havada uçuşuyor ama çocuklar lise ve üniversite sınavlarında yere çakılıyor.
‎Demek ki ne olmuş?
‎Başarı kâğıt üzerinde üretilmiş.
‎Notlar şişirilmiş, gerçek gizlenmiş.
‎Sorun çözülmemiş, sadece makyajlanmış.
‎Malesef ortada tuhaf bir çelişki var.
‎Belgeler artıyor, insanlık azalıyor.
‎Bugün takdir–teşekkür belgeleri öğrencinin ne kadar "iyi insan" olduğuna değil, ne kadar "iyi test çözdüğüne" bakılarak veriliyor. Küfür eden, kopya çeken, öğretmeni hiçe sayan ama sınavda doğru şıkkı bulan çocuk "örnek öğrenci" ilan ediliyor. Buna karşılık saygılı, dürüst, sorumluluk sahibi ama sınav kaygısıyla tökezleyen öğrenci sessizce kenara itiliyor.
‎Okul ne zamandan beri ahlak değil, işaretleme öğreten bir kurum oldu?
‎Bir çocuğun başarısı sadece matematik netiyle, fen puanıyla, ortalamayla ölçülemez. Çünkü toplumları ayakta tutan şey bilgi değil; karakterdir. Bilgili ama vicdansız bir nesil yetiştiriyorsanız, elinizde diploma olur ama geleceğiniz olmaz.
‎Bugün sınıflarda yaşananlar ortada. Küfür normalleşmiş, saygı "eski kafa" diye küçümsenmiş, emek yerine kurnazlık ödüllendirilir hâle gelmiş. Sonra da şaşırıyoruz: "Bu çocuklar niye böyle?"
‎Çünkü biz yanlış şeyi alkışlıyoruz.
‎Takdir belgesi davranışa göre verilmelidir.
‎Teşekkür belgesi çabaya, gelişime, iyi niyete göre…
‎Notlar ise not olarak kalmalıdır; karakter belgesi sanılmamalıdır.
‎Aksi hâlde ne olur?
‎Takdirnameler çoğalır,
‎ama adalet azalır.
‎Başarı kâğıt üstünde büyür,
‎toplum gerçekte küçülür.
‎Sonra yıllar geçer…
‎O takdirli çocuklar büyür,
‎makam sahibi olur,
‎ama kimseye teşekkür etmeyi bilmez.
‎Belki de mesele budur.
‎Yine bu dönem tahminen Türkiye genelinde yaklaşık 9 milyon öğrenci takdir ve teşekkür alacak. Ama aynı öğrencilerin yarıya yakını üniversite ve lise sınavında barajı aşamıyor.
‎Bu tabloya bakıp hâlâ "eğitimde çağ atladık" diyebilen varsa, mesele eğitim değil; vicdandır.
‎Ortada açık bir çelişki var.
‎Okullarda başarı var, hayatta yok.
‎Karnelerde parlak notlar var, sınavda duvar var.
‎Okulda 90 alan çocuk paragraf okuyamıyor. Matematikten 85 alan genç dört işlemi yorumlayamıyor.
‎Takdir belgesi alan öğrenci temel muhakemede sınıfta kalıyor.
‎Peki bu çocuklar aptal mı?
‎Hayır.
‎Sistem sahtekâr.Öğretmen baskı altında.
‎Yönetici "ortalama düşmesin" diye not istiyor.İlçe, il, bakanlık zinciri boyunca tek hedef var.
‎Başarısızlık görünmesin.
‎Çünkü başarısızlık görünürse hesap sorulur.
‎Hesap sorulursa koltuklar sallanır.
‎YÖK susuyor.
‎MEB görmezden geliyor.
‎Siyaset rakamlarla övünüyor.
‎Ama çocuklar duvara çarpıyor.
‎Bu ülkede eğitim sistemi artık çocukları hayata hazırlamıyor; çöküşe alıştırıyor.
‎Gerçekle ilk kez üniversite sınavında karşılaşan genç afallıyor.
‎Çünkü ona yıllarca gerçeğin kendisi değil, süslenmiş bir vitrin gösterildi.
‎Sonra utanmadan şu cümle kuruluyor:
‎"Gençler çalışmıyor."
‎Hayır.
‎Çocuklar kandırıldı.
‎Bu düzen böyle devam ederse yarın şunu konuşacağız:
‎Takdirnameli işsizleri,diplomalı umutsuzları,okumuş ama tutunamamış bir kuşağı.
‎Ve bunun sorumlusu ne çocuklar ne de aileler olacak.
‎Bu tablonun altında imzası olan tek yer var.
‎O da Eğitim sistemi.
‎Gelelim ORHANGAZİ gerçeğine. . .
‎Orhangaz Türkiye'nin küçük bir modeli bana göre.
‎Orhangazi'de de karneler dağıtıldı.
‎Takdirler, teşekkürler, gurur pozları…
‎Sosyal medya başarı hikâyeleriyle dolu.
‎Ama aynı Orhangazi'de çocuklar üniversite sınavında dökülüyor.
‎Şimdi soralım o halde.
‎Bu ilçede çocuklar mı aniden unutuyor,
‎yoksa yıllardır bize başka bir hikâye mi anlatılıyor?
‎Ortalamalar yüksek.
‎Sınıflar problemsiz.
‎Veliler rahat.
‎Ama iş merkezi bir sınava gelince tablo değişiyor.
‎Okuduğunu anlamayan,
‎basit matematikte zorlanan,
‎yorum yapamayan bir gençlik çıkıyor karşımıza.
‎Demek ki sorun çocuklarda değil.
‎Sorun, başarıyı gerçekten ölçmeyen bir eğitim anlayışında.
‎Orhangazi'de herkes biliyor:
‎Notlar kolay veriliyor.
‎Sınıfta kalma fiilen yok.
‎"Veliyi üzmeyelim",
‎"Ortalamalar düşmesin",
‎"Yukarıya sorun gitmesin" anlayışı hâkim.
‎Raporlar düzgün.
‎Rakamlar güzel.
‎Ama çocuklar hazır değil.
‎Gerçek başarı karnede yazan değil, hayatta karşılığı olandır.
‎Orhangazi'de ise başarı kâğıtta kalıyor, gençler ilk ciddi sınavda gerçekle yüzleşiyor.
‎Sonra ne oluyor?
‎Suçlu aranıyor.
‎Öğrenci suçlu.
‎Aile suçlu.
‎Gençler "tembel" ilan ediliyor.
‎Ama sistemi kimse sorgulamıyor.
‎Artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:
‎Biz çocuklarımızı gerçekten eğitiyor muyuz, yoksa sadece idare mi ediyoruz?
‎Çünkü idare ederek yetişen bir neslin,
‎yarın bu ilçeyi de bu ülkeyi de taşıması mümkün değil.
‎Ve unutmayalım;
‎Bu tablonun bedelini ne yöneticiler ne bürokratlar ödeyecek.
‎Bedeli Orhangazi'nin çocukları ödeyecek.
 
Yılmaz AYDEYER / MİHRALI BEY / diğer yazıları
•EĞİTİMDE MAKYAJ, SINAVDA ÇÖKÜŞ ‎(TAKTİRNAMELİ ÇÖKÜŞ) 28 00:00:00.01.2026
•ORHANGAZİ MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ HUKUKA AYKIRI Mİ YÖNETİLİYOR? 20 00:00:00.01.2026
•OKUMAYAN TOPLUM,. ‎ÇÖKEN EĞİTİM VE TÜRKİYE GERÇEĞİ 15 00:00:00.01.2026
•“YAZMALISIN HOCAM” "EğitimYöneticiliğinden köşe yazarlığına" 11 00:00:00.01.2026
•‎NEDEN ÜÇÜNCÜ GÖZ ? 02 00:00:00.01.2026
•Pahalı Kantin, Güvensiz Sokak, Orhangazi’de Öğrenci Gerçeği 24 00:00:00.12.2025
•MÜDÜR BEY!... 17 00:00:00.12.2025
•İLÇE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜ GERÇEKTEN YÖNETİYOR MU, YOKSA SADECE MAKAMI MI DOLDURUYOR? 10 00:00:00.12.2025
•Öğretmenevi peşkeş iddialarına karşı susamazsınız! 27 00:00:00.11.2025
•MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'Ü ANLAMAK 10 00:00:00.11.2025
•Futbolun Mezar Taşında Orhangazi Yazıyor! 05 00:00:00.11.2025
•Bir ülkenin gerçek yüzü, sokaklarındaki düzenle, meydanlarındaki bayraklarla değil; en savunmasız insanlarına nasıl davrandığıyla ölçülür. Bugün bu ülkede, Aydın Söke Açık Cezaevi’nde, sessizce tükenen bir hayat var: Öztürk K. Öztürk K. %75 engelli. Talesemi majör hastası, aynı zamanda tip 1 diyabetli. Yani yaşamı boyunca düzenli kan nakline, insüline ve hijyenik ortama ihtiyaç duyan bir insan. Yürüyerek girdiği cezaevinde bugün artık yatalak hale gelmiş durumda. Kendi ihtiyaçlarını karşılayamıyor, yürüyemiyor, elleri titriyor, bilinci kimi zaman gidip geliyor. Ve o hâlâ orada, duvarların arkasında “infaz” adı altında yaşam mücadelesi veriyor. Cezalandırmak, bir toplumu düzen içinde tutmanın aracıdır, denir. Ama insan onurunu korumayan bir ceza, artık adaletin değil, intikamın alanına girer. Bugün Türkiye’de, “hasta mahpuslar” başlığı altında yüzlerce insan, fiilen ölüm cezasına mahkûm edilmiş durumda. Her rapor “cezaevinde kalamaz” dese de, her dilekçe “uygun değildir” gerekçesiyle geri dönüyor. Peki, neye uygun değildir? Bir insanın yaşamasına mı? Bir devletin vicdanına mı? Öztürk K.’nin kardeşi, “Yürüyerek girdi, şimdi nefes bile alamıyor. Kimse duymuyor” diyor. Oysa devlet, her yurttaşının yaşam hakkını korumakla yükümlüdür — suçlu ya da suçsuz fark etmeksizin. Çünkü yaşam hakkı, hiçbir mahkemenin elinden alamayacağı bir haktır. Cezaevleri, yalnızca demir parmaklıkların ardındaki suçluların değil, dışarıdaki toplumun da aynasıdır. O aynada ne görüyoruz? Gözünü kapatmış bir sistem mi, yoksa el uzatmaya cesaret eden bir toplum mu? Bir devletin adaleti, güçlüye değil, güçsüze gösterdiği şefkatle ölçülür. Öztürk K.’nin durumu bir istisna değil, bir gösterge. Bir ülkenin sağlık sistemi, hukuk düzeni ve vicdanı burada kesişiyor. Ve biz, üçü arasında sıkışmış bir insanın her geçen gün eriyişini izliyoruz. Bu bir siyaset meselesi değil. Bu, insanlık meselesi. Bir insanın yaşamasına yardım etmek, bir partinin, bir ideolojinin, bir grubun meselesi değildir. Bu, hepimizin ortak sorumluluğudur. Yetkililere sesleniyorum: Adalet Bakanlığı’na, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’ne, İnsan Hakları Kurumları’na… Bu bir “dosya” değil, bir hayat. Ve o hayat, gün be gün elimizden kayıyor. Bir insanın ölüme terk edilmesi, hukukun değil, sessizliğin eseridir. Ve biz sustukça, adalet bir kelimeden ibaret kalır. Bir mahkûmun yatağında öylece çürüyüp gitmesi, hepimize dokunmalı. Çünkü bir gün, adaletin terazisi yeniden kurulacak. O gün geldiğinde, belki de en çok şunu sorgulayacağız: “Biz sustuğumuzda kim ölmüştü?” 29 00:00:00.10.2025
•Orhangazi’nin Sınavı. ‎Eğitim mi, Ezber mi? 22 00:00:00.10.2025
•DÜŞÜNÜR KOLEJİ GERÇEĞİ. . . 14 00:00:00.10.2025
•KİM BU OKUL MÜDÜRÜ? 08 00:00:00.10.2025
•Uyuşturucu ile çürütülen nesil. . 02 00:00:00.10.2025
•Çocuklar Tarikatlara Teslim Edilmez, Edilmemeli! 25 00:00:00.09.2025
•Orhangazi’de “Kırtasiye Parası” Oyunu 17 00:00:00.09.2025
•‎O günün öğrencileri açtı, üşüyordu 10 00:00:00.09.2025
•Orhangazi 2025-2026 Eğitim-Öğretimine Hazır mı(?) 03 00:00:00.09.2025
•DEFTER YERİNE SİLAH TUTAN ELLER.. . 29 00:00:00.08.2025
•OKULLARDA EK DERS YOLSUZLUKLARI 20 00:00:00.08.2025
•İmam Hatipler Neden Boş? 12 00:00:00.08.2025
•Muharrem Değirmen ve ÇPL 05 00:00:00.08.2025
•3.Göz Gazetesinin Orhangazi Eğitimine katkısı 29 00:00:00.07.2025
• “Fen Lisesi açtık” demekle olmuyor ‎ 24 00:00:00.07.2025
•ORHANGAZİ’DE LGS FİYASKOSU ve Orhangazi’de Eğitim Kıyımı 15 00:00:00.07.2025
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Yorumlarınızı paylaşın

--
logo

   E-posta: bilgi(@)ucuncugozgazetesi.com
Tüm hakları Üçüncü Göz Gazetesi adına saklıdır: ©2019-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir.