HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 29 NİSAN 2026, ÇARŞAMBA

VAKIF MI, RANT KAPISI MI?

29.04.2026 10:57
VAKIF MI, RANT KAPISI MI?
VAKIF MI, RANT KAPISI MI?
Türkiye'de vakıf sayısı, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün 18 Temmuz 2025 tarihli verisine göre şöyle: 6 bin 284 yeni vakıf, 247 mülhak vakıf, 169 cemaat vakfı ve 1 esnaf vakfı bulunuyor. Toplam sayı bu kalemlerle 6 bin 701'e ulaşıyor. Ayrıca 2025 yılı için yeni vakıf kurmak isteyenlerin amaçlarına özgülemesi gereken asgari mal varlığı 2 milyon TL olarak belirlenmiş durumda.
Vakıf, özünde bir malın, paranın, mülkün ya da imkânın kişisel kazançtan çıkarılıp toplum yararına tahsis edilmesidir. Yani vakfetmek; almak değil vermek, biriktirmek değil paylaşmak, güç devşirmek değil kamuya hizmet etmektir. Ancak Türkiye'de özellikle son yıllarda vakıf kavramı ciddi biçimde tartışılır hale geldi. Çünkü bazı vakıflar artık hayır kapısından çok; kamu kaynağına ulaşmanın, vergi avantajı sağlamanın, yurt ve eğitim alanı üzerinden genç kuşaklara nüfuz etmenin, siyasete yakınlıkla sermaye büyütmenin aracı olarak görülüyor.
VAKIF GELENEĞİ NEREDEN NEREYE GELDİ?
Osmanlı'dan Cumhuriyet'e uzanan vakıf geleneğinde amaç; çeşme yapmak, okul açmak, yoksula aş vermek, yolcuyu barındırmak, hastaya bakmak, öğrenciyi okutmak, toplumu ayakta tutmaktı. Vakıf, milletin vicdanıydı.
Bu kadar vakıf ne yapıyor? Bu kadar bağış, mülk, kamu desteği, arsa, bina, yurt ve para nereye gidiyor? Toplum bu kaynakların karşılığında ne görüyor? Denetim gerçekten var mı, yoksa kâğıt üzerinde mi kalıyor?
Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne göre vakıflar iç denetim raporlarını ve sonuçlarını ilgili bölge müdürlüğüne göndermekle yükümlü. Yani sistemde bir denetim mekanizması var. Ancak kamuoyunun sorunu da tam burada başlıyor: Denetim sadece evrak üzerinden mi yapılıyor, yoksa fiili harcama, hizmet, bağış trafiği, kamu kaynağı kullanımı ve yöneticilerin çıkar ilişkileri gerçekten araştırılıyor mu?
VERGİ MUAFİYETİ: HAYIR İÇİN Mİ, AYRICALIK İÇİN Mİ?
Vakıflara vergi muafiyeti tanınması Gelir İdaresi Başkanlığı üzerinden yürütülüyor. Vergi muafiyeti alan vakıflar, kamu yararına çalıştıkları kabul edilen yapılar olarak özel avantajlara kavuşuyor. Gelir İdaresi'nin yayımladığı listede vergi muafiyeti tanınan yüzlerce vakıf bulunuyor.
Burada mesele şudur: Bir vakıf gerçekten yoksula, öğrenciye, hastaya, topluma hizmet ediyorsa vergi avantajı anlaşılabilir. Fakat bir vakıf kamu yararından çok belli çevrelerin siyasal, ekonomik veya ideolojik örgütlenmesine hizmet ediyorsa, vergi muafiyeti artık hayır değil, imtiyaz haline gelir.
Çünkü vergisini ödeyen esnaf, çiftçi, işçi, sanayici, memur devlete katkı sunarken; bazı vakıfların devletten, belediyelerden, kamu kurumlarından destek alıp bir de vergi avantajı içinde büyümesi toplum vicdanını yaralar.
TARİKAT VE CEMAAT VAKIFLARI: EN TARTIŞMALI ALAN
Türkiye'de en büyük tartışma, dini yapıların vakıf ve dernek kimliği üzerinden eğitim, yurt, burs, kurs, kültür faaliyeti ve gençlik çalışması adı altında geniş alan kazanmasıdır.
Tarikatların ve cemaatlerin doğrudan tüzel kişilikleri tartışmalı olduğu için, çoğu zaman vakıf ve dernek yapıları üzerinden kamusal alana giriliyor. Yurt açılıyor, öğrenci evi kuruluyor, burs veriliyor, belediyelerle protokol yapılıyor, kamu kurumlarıyla ortak proje yürütülüyor. Dışarıdan bakıldığında bunlar "eğitim ve yardım faaliyeti" gibi görünüyor. Ancak arka planda ideolojik kadrolaşma, bağlılık ilişkisi, siyasal ağ ve ekonomik güç birikimi oluşuyorsa burada artık vakıf değil, paralel sosyal düzen kurulmuş olur.
En acı örneklerden biri Karaman'da yaşanan çocuk istismarı davasıdır. Kamuoyuna yansıyan davada, çocukların kaldığı yurt ve evlerle ilgili Ensar Vakfı ve KAİMDER isimleri tartışmaların merkezine oturmuş, fail öğretmene 508 yıl 3 ay hapis cezası verilmiştir. Bu olay, yalnızca bir ceza davası değil; çocukların vakıf, dernek, yurt ve cemaat ağı içinde nasıl savunmasız bırakılabildiğini gösteren ağır bir toplumsal kırılmadır.
KAMU KAYNAĞI VAKFA AKARSA HESAP DA KAMUYA VERİLMELİDİR
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin 2019'da Ensar Vakfı, TÜRGEV, TÜGVA, Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı, Daru'l Fünun İlahiyat Vakfı ve Hoca Ahmet Yesevi Vakfı ile yapılan protokolleri feshetmesi, bu tartışmanın en somut örneklerinden biridir. İBB yönetimi, önceki dönemde vakıf ve derneklere aktarılan kaynakların 357 milyon TL düzeyinde olduğunu açıklamıştı. Bazı haberlerde ise İBB'nin vakıf, dernek ve benzeri yapılara yaptığı toplam desteğin 847 milyon TL'yi aştığı iddia ve raporlarla kamuoyuna yansımıştı.
VAKIF MÜLKÜ MÜ, KİŞİSEL SALTANAT MI?
Bugün bazı vakıfların elinde ciddi taşınmazlar, arsalar, binalar, yurtlar, okullar, şirketler ve iktisadi işletmeler bulunuyor. Bu noktada en temel soru şudur: Bu mülkler toplum için mi kullanılıyor, yoksa vakıf yöneticilerinin çevresine ekonomik alan mı açıyor?
Sayıştay'ın Vakıflar Genel Müdürlüğü 2024 raporunda dahi taşınmazlarla ilgili sorunlar yer alıyor. Raporda bazı taşınmazların ecrimisil karşılığı kullandırılmasıyla işgalin süreklilik kazandığı, kira süresi biten taşınmazların ihalesiz biçimde aynı kişilere kullandırılması gibi bulgular tespit edilmiştir.
Bu tespit bile başlı başına önemlidir. Çünkü vakıf malı, yöneticinin malı değildir. Vakıf malı, bağışlayanın iradesi ve toplumun hakkıdır. Eğer ihalesiz kullanım, uzun süreli tahsis, aynı kişilere avantaj, belirsiz kira ilişkileri varsa orada vakıf ruhu zedelenir.
DENETİM SADECE DEVLETİN DEĞİL, TOPLUMUN DA HAKKIDIR
Türkiye'de vakıflar yalnızca Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün dosyalarında kalmamalıdır. Özellikle kamu kaynağı kullanan, vergi muafiyeti bulunan, belediyelerle protokol yapan, öğrenci yurdu işleten, çocuklarla ve gençlerle çalışan her vakıf için şu bilgiler düzenli açıklanmalıdır:
Gelirleri nereden geliyor? Bağışçıları kimler? Kamu kurumlarından ne kadar destek aldı? Hangi taşınmazlar tahsis edildi? Yöneticilere huzur hakkı, maaş, temsil gideri ödeniyor mu? Yurtlarda, kurslarda, öğrenci evlerinde kaç çocuk ve genç kalıyor? Bu alanlar kim tarafından denetleniyor? Harcanan paranın kaçı doğrudan topluma hizmete gidiyor?
Bu sorular sorulmadan "vakıf hayır kurumudur" demek artık yeterli değildir. Çünkü Türkiye'de bazı vakıflar hayırdan çok güç, hizmetten çok nüfuz, vakfetmekten çok rant tartışmalarıyla anılır hale gelmiştir.
VAKIF ADIYLA YENİ BİR AYRICALIKLI SINIF OLUŞUYOR
En tehlikeli nokta burasıdır: Vakıf kimliği altında yeni bir ayrıcalıklı sınıf doğuyor. Vergi avantajı var. Kamu protokolü var. Belediye desteği var. Yurt ve eğitim alanı var. Bağış toplama imkânı var. Siyasi destek var. Ancak aynı oranda şeffaflık yok.
Bu sistemde sıradan vatandaş vergi yükü altında ezilirken, çiftçi mazot ve gübre maliyetiyle boğuşurken, esnaf kirasını ödeyemezken, bazı vakıfların milyonlarca liralık bütçelerle büyümesi toplumsal adalet duygusunu yaralıyor.
VAKFETMEK KUTSALDIR, RANTA ÇEVİRMEK İHANETTİR
Vakıf kurumu Türkiye'nin en değerli sosyal miraslarından biridir. Bu mirası tümden suçlamak doğru değildir. Gerçekten burs veren, yoksula ulaşan, hastaya destek olan, kültürü yaşatan, bilim ve eğitim için çalışan çok sayıda vakıf vardır. Ancak tam da bu yüzden vakıf adıyla rant düzeni kuranlar daha sert sorgulanmalıdır. Çünkü kötü örnekler, gerçek hayır kurumlarının da itibarını zedeliyor. Bugün Türkiye'nin ihtiyacı vakıf düşmanlığı değil; vakıf adı altında kurulan çıkar düzenine karşı şeffaflık mücadelesidir. Vakıf, toplumun malını topluma döndürüyorsa hayırdır. Vakıf, kamu kaynağını belli çevrelere aktarıyorsa ranttır. Vakıf, yoksulun elinden tutuyorsa rahmettir. Vakıf, siyasal kadrolaşmanın arka kapısı oluyorsa ihanettir.
ASIL SORU ARTIK ŞUDUR:
Türkiye'de vakıflar gerçekten topluma mı hizmet ediyor, yoksa toplumun kaynakları vakıf tabelası altında belli kişi ve çevrelere mi aktarılıyor? Bu sorunun cevabı, ancak tam şeffaflık, bağımsız denetim, kamuya açık mali tablolar ve cesur gazetecilikle ortaya çıkar. ÖZEL HABER Muharrem Değirmen 3. Göz HRA

 
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Yorumlarınızı paylaşın

--
logo

   E-posta: bilgi(@)ucuncugozgazetesi.com
Tüm hakları Üçüncü Göz Gazetesi adına saklıdır: ©2019-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir.