Türkiye'de bazı tartışmalar bilinçli olarak yanlış yerden başlatılıyor. İskilipli Atıf meselesi de yıllardır aynı yöntemle kamuoyuna sunuluyor: Sanki tek mesele bir "şapka" tartışmasıymış gibi… Oysa konuya biraz tarih bilgisiyle ve devlet perspektifiyle bakıldığında görülen tablo bambaşkadır. Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın yıllardır vurguladığı nokta da tam burasıdır: Bu mesele bir kıyafet tartışması değil, Cumhuriyet rejiminin varlığına karşı yürütülen siyasi ve ideolojik mücadelenin parçasıdır. Cumhuriyetin kuruluş yıllarını bugünün rahat ortamından değerlendirmek en büyük yanlıştır. Türkiye o günlerde işgalden yeni çıkmış, iç isyanlar yaşamış, hilafet tartışmalarıyla sarsılmış, merkezi otoriteyi ayakta tutmaya çalışan genç bir devletti. Ankara'da kurulan yeni rejim sadece dış düşmanlarla değil, içeride de Cumhuriyet modelini kabul etmeyen anlayışlarla mücadele ediyordu. Bu şartları görmeden yapılan her yorum eksik kalır. Şunu görmek lazım; Türkiye kolay kurulmuş bir ülke değildir. Kurtuluş Savaşı yıllarında işgal altında kalan bir coğrafyada verilen mücadele, sadece askeri bir savaş değil aynı zamanda bir var olma savaşıydı. O dönemde devletin aldığı kararlar bugünün rahat ortamından bakılarak değerlendirildiğinde bazen sert gelebilir. Fakat o günün şartlarıyla bugünü aynı terazide tartmak çoğu zaman hatalı sonuçlar doğuruyor. İskilipli Atıf hakkında oluşturulan yaygın anlatı, onun yalnızca bir risale yüzünden idam edildiği şeklindedir. Fakat İstiklal Mahkemesi kayıtları ve dönemin tartışmaları incelendiğinde meselenin çok daha geniş bir çerçevede ele alındığı görülür. Ankara İstiklal Mahkemesi'nin idam gerekçesinin yalnızca "şapka" olmadığı, Cumhuriyetin temel düzenine karşı propaganda ve rejime karşı kışkırtıcı faaliyet değerlendirmelerinin dosyada yer aldığı tartışmasız bir tarihsel gerçektir. Ümit Özdağ'ın söylemlerinin temelinde de bu gerçek vardır. Ona göre Cumhuriyetin ilk yıllarında devlet, bir rejim meselesiyle karşı karşıyaydı. Çünkü o dönemde bazı dini ve siyasi çevreler, yeni anayasal düzeni kabul etmiyor, Ankara hükümetini meşru görmeyen bildiriler yayınlıyor, halkı eski düzene dönmeye çağırıyordu. Milli Mücadele yıllarında ortaya çıkan kimi cemiyetlerin Anadolu'daki mücadeleye karşı tavır almış olması ve bu metinlerin işgal güçlerinin propaganda alanına dönüşmesi, Cumhuriyet kadrolarının sert refleks geliştirmesine neden oldu. Bugün bazı çevreler bu süreci sadece mağduriyet anlatısı üzerinden okuyor. Oysa Cumhuriyet yönetimi açısından mesele çok daha netti: Yeni kurulan devletin meşruiyeti tartışmaya açılırsa, ülke yeniden parçalanma riskiyle karşı karşıya kalabilirdi. İstiklal Mahkemeleri tam da bu ortamda kuruldu. Bugünün hukuk standartlarıyla eleştirilebilir; ancak o günün devlet refleksiyle bakıldığında amaç, rejimi ayakta tutmaktı. Ümit Özdağ'ın sık sık altını çizdiği nokta şudur: Cumhuriyet bir fikir kulübü değil, kanla kurulmuş bir devlettir. Dolayısıyla o dönemde rejime karşı yürütülen faaliyetler, bugünkü gibi sıradan siyasi tartışma olarak görülmemiştir. Çünkü Anadolu daha birkaç yıl önce işgal ordularına karşı savaşmış, yüz binlerce insan hayatını kaybetmiştir. Devletin önceliği, yeni düzeni korumak olmuştur. İngiliz işbirliği iddiaları da işte bu tarihsel bağlamda gündeme gelir. Milli Mücadele döneminde İstanbul merkezli bazı cemiyetlerin Ankara'ya karşı propaganda yaptığı ve bu bildirilerin işgal güçleri tarafından Anadolu'ya dağıtıldığı tarih kaynaklarında yer alan bir tartışmadır. Bu durum Cumhuriyet kadrolarının gözünde sadece fikir ayrılığı değil, milli mücadeleye zarar veren bir siyasal çizgi olarak değerlendirilmiştir. Ümit Özdağ'ın çizgisi de burada nettir: Bağımsızlık savaşı verirken Ankara'ya karşı pozisyon alan yapılar tarihsel olarak eleştirilmeden, Cumhuriyet doğru anlaşılamaz. Burada önemli bir çizgi var. Bu tartışmalar bugün yapılırken hakaret diliyle değil, tarihsel gerçeklik üzerinden konuşulmalıdır. Çünkü mesele kişisel değil, rejim meselesidir. Ümit Özdağ'ın yaklaşımında da bu vardır: Cumhuriyetin kurucu iradesini tartışmaya açmak Türkiye'nin birlik duygusunu zedeler. Tarih, bugünün ideolojik kavgalarına malzeme yapılmamalıdır. Cumhuriyet arşivleri ve İstiklal Mahkemesi tutanaklarında İskilipli Atıf'ın değerlendirilme biçimi, yalnızca dini bir tartışma çerçevesinde değil, Milli Mücadele döneminde Ankara hükümetine karşı yürütülen siyasi atmosfer içinde ele alınmıştır. Dönemin resmî belgelerinde, İstanbul merkezli bazı çevrelerin Ankara'daki Milli Mücadele yönetimini meşru görmeyen yayınlar yaptığı ve bu yayınların işgal dönemi propagandasıyla aynı hat üzerinde değerlendirildiği yönünde devlet yorumları bulunmaktadır; İstiklal Mahkemesi kararında da Cumhuriyet rejimine karşı etkili sayılan propaganda faaliyetlerinin dikkate alındığı görülmektedir. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri'nde bulunan döneme ait raporlar ve Ankara İstiklal Mahkemesi karar özetleri, genç Cumhuriyetin bu tür faaliyetleri yalnızca fikir ayrılığı olarak değil, devletin bekasına yönelik bir tehdit olarak yorumladığını ortaya koymaktadır. Bu nedenle Cumhuriyet kadroları açısından mesele bir kıyafet tartışmasının ötesinde, Milli Mücadele'ye ve Mustafa Kemal liderliğinde kurulan yeni rejime karşı oluşan siyasi çizgiyle ilişkilendirilmiştir. Gerçek şu ki, Türkiye Cumhuriyeti kendisini tehdit altında gördüğü bir dönemde sert kararlar aldı. Bu kararlar herkes tarafından aynı şekilde yorumlanmayabilir. Ancak Cumhuriyetin bakış açısı açıktı: Devlet ayakta kalacaksa, otoriteyi sarsan hareketlere izin verilmeyecekti. Ümit Özdağ'ın bugün yaptığı vurgu, tam olarak bu tarihsel sürekliliğin altını çizmektir. İskilipli Atıf tartışması sadece geçmişe ait bir polemik değildir. Bu mesele, Türkiye'de Cumhuriyetin nasıl anlaşılacağı tartışmasıdır. Ümit Özdağ'ın çizgisi, Cumhuriyetin kuruluşunu bir varlık mücadelesi olarak görür ve o dönemde alınan kararları da bu çerçevede okur. Bugün yapılması gereken şey ise geçmişi ideolojik sloganlarla değil, devletin içinde bulunduğu şartları unutmadan değerlendirmektir. Çünkü aslolan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve onun kurucu önderleri ile değerleridir. Bunu savunmakta suç olamaz!!! Cumhuriyet, tartışmaların üstünde duran ortak çatıdır. Ve o çatı kurulurken verilen mücadelenin ne anlama geldiğini bilmeden bugünü anlamak mümkün değildir.
Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir.