HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 02 OCAK 2026, CUMA

2025’TE GÜNDEMİ 3. GÖZ GAZETESİ’NİN BELİRLEDİĞİ YIL

02.01.2026 09:22
2025’TE GÜNDEMİ 3. GÖZ GAZETESİ’NİN BELİRLEDİĞİ YIL
2025’TE GÜNDEMİ 3. GÖZ GAZETESİ’NİN BELİRLEDİĞİ YIL
2025 yılı Orhangazi ve çevresi için sıradan bir takvim yılı olmadı. 3. Göz Medya sadece Orhangazi değil ülke genelinde birçok konunun çözülmesini sağladı. Özellikle yaptığı haber ve özel dosyalar ile milyonların sesini TBMM, birçok bakanlığa kadar ulaştırıp sorunların çözümünün mimarı oldu. 3. Göz Medya 2025 yılını Genel Koordinatörü İrfan Aydın'ın hak arama mücadelesinde dolandırıcıları deşifre ettiği için 17 ayı cezaevinde geçirdi. Oradan da GAZETECİLİK yaptı. Birçok konunun çözümünü sağladı.
Bu yıl, sorunların üstünün örtüldüğü değil, üstünün açıldığı; konuşulmayan başlıkların ısrarla gündeme taşındığı bir yıl oldu. Bu dönüşümün merkezinde 3. Göz Gazetesi vardı. Gazete, 2025 boyunca yalnızca olup biteni aktaran değil; hangi konuların konuşulacağını belirleyen, yerel yönetimleri, siyasi aktörleri ve bürokrasiyi cevap vermeye zorlayan bir yayın çizgisi kurdu. Eğitimden ekonomiye, adalet ve cezaevi sisteminden yerel yönetimlere, hak mücadelesinden gazeteciliğin bedeline kadar uzanan çok katmanlı bir gündem inşa etti.
KÖŞE YAZARLARIYLA GÜÇLENEN BİR GAZETE MEDYA YAPISI
2025 yılında 3. Göz Gazetesi'ni yerel sınırların ötesine taşıyan en önemli unsurlardan biri, Türkiye'nin dört bir yanından yazan köşe yazarlarıyla oluşturulan güçlü fikir ağı oldu. Gazete, yalnızca Orhangazi merkezli bir yayın olmaktan çıkarak, farklı şehirlerden, farklı meslek ve deneyim alanlarından yazarların katkı sunduğu çok sesli bir medya platformuna dönüştü.
Bu yazarlar, eğitimden ekonomiye, adalet ve infaz sisteminden tarım politikalarına, yerel yönetim anlayışından basın özgürlüğüne kadar geniş bir yelpazede kalem oynatarak 3. Göz'ün gündem kurma gücünü pekiştirdi. Bir yazar Türkiye genelindeki eğitim politikalarını tartışırken, bir diğeri cezaevlerindeki infaz sorunlarını, bir başkası üreticinin yaşadığı geçim sıkıntısını kendi bölgesinden örneklerle ele aldı. Böylece Orhangazi'de yaşanan sorunlar, ülkenin farklı noktalarındaki benzer problemlerle birlikte okunur hale geldi.
Bu yapı sayesinde 3. Göz, 2025 boyunca yalnızca haber aktaran bir gazete değil; Türkiye'nin dört bir yanından gelen fikirlerin buluştuğu, yerel meseleleri ulusal perspektifle yorumlayan güçlü bir medya ağı kimliği kazandı. Bu da 3. Göz'ün yıl boyunca gündemi sadece izleyen değil, düşünce üreterek yönlendiren bir yayın organı olmasını sağladı.
EĞİTİMDE ÇÖKÜŞÜN YILI: OKULLAR, SINAVLAR VE KAYBOLAN NESİL
2025 yılı boyunca 3. Göz Gazetesi'nin en yoğun gündemlerinden biri Orhangazi'de eğitimin geldiği nokta oldu. Okullar açılırken yapılan "hazırız" açıklamaları gazete için yeterli görülmedi. Sahaya bakıldı, sonuçlara bakıldı, rakamlara bakıldı. YKS ve LGS sonuçları, Orhangazi'nin eğitim fotoğrafını ortaya koydu: Başarı hikâyesi yerine suskunluk, planlama yerine belirsizlik vardı.
Gazete, sınav sonuçlarının neden açıklanmadığını, neden hedef koyulmadığını, neden Orhangazi'nin yıllardır nitelikli okul sorunu yaşadığını ısrarla sordu. LGS sürecinde yaşanan organizasyon sıkıntıları, öğrencilerin sınav için çevre ilçelere gitmek zorunda bırakılması, ortaokuldan liseye geçişteki kaos; hepsi eğitimin yalnızca bir Milli Eğitim meselesi değil, aynı zamanda yerel yönetim ve siyaset sorumluluğu olduğunu ortaya koydu.
3. Göz, "nitelikli okul şart" söylemini slogandan çıkarıp, Orhangazi'nin artan nüfusuna rağmen neden yeni bir fen lisesi, sosyal bilimler lisesi ya da proje okuluna kavuşamadığını soran bir denetim mekanizmasına dönüştürdü. Eğitim artık bir başarı hikâyesi değil, bir alarm başlığıydı.
HAK MÜCADELESİ VE GAZETECİLİĞİN BEDELİ: İRFAN AYDIN DOSYASI
2025 yılı, 3. Göz Gazetesi için yalnızca haber üretilen bir dönem değil; bizzat gazeteciliğin sınırlarının, güvenliğinin ve bedelinin yeniden tarif edildiği bir yıl oldu. Gazetenin Genel Koordinatörü İrfan Aydın üzerinden şekillenen süreç; fiziki saldırı iddiaları, hedef gösterme girişimleri, "kumpas" olarak yorumlanan gelişmeler, açılan dava dosyaları ve baskı atmosferiyle birlikte, Orhangazi'de araştırmacı gazetecilik yapmanın ne anlama geldiğini somut olaylarla ortaya koydu. 3. Göz, bu dosyayı kişisel bir mağduriyet hikâyesi olarak değil; yerel basının ayakta kalma mücadelesi, kamu adına denetim yapan gazeteciliğin varlık-yokluk sınavı olarak ele aldı.
SALDIRILAR VE GÜVENLİK BOYUTU: "GAZETECİYİ YILDIRMA"
2025'te İrfan Aydın dosyasını büyüten en kritik başlıklardan biri, doğrudan güvenlik boyutuna taşan olaylardı. 3. Göz'ün yayınlarına yansıyan çerçevede, Aydın'a BABAEVİNE yapılan saldırı ve çevresine yönelik bazı girişimler "sıradan bir asayiş olayı" gibi görülmedi; aksine, gazetecilik faaliyetini caydırmaya dönük bir yıldırma yöntemi olarak yorumlandı. Bu kapsamda, adres çevresinde yaşandığı aktarılan ve "hırsızlık süsü verilmiş" bir girişim gibi anlatılan olaylar; yalnızca mala yönelik bir durum değil, mesaj içeren bir taciz girişimi olarak değerlendirildi. Gazete, bu tür girişimlerin tesadüf olamayacağını, ısrarlı yayıncılıkla aynı zaman diliminde ortaya çıkmasının dikkat çekici olduğunu vurguladı.
Dosyanın bir diğer somut ayağı, Aydın'ın aile çevresine uzanan saldırı iddialarıydı. Baba evine yönelik saldırı anlatısı, 3. Göz'ün "sınır aşıldı" yaklaşımını güçlendiren kırılma başlıklarından biri oldu. Gazete, bu tür gelişmelerin yalnızca bir kişiyi hedef almakla kalmadığını; aileyi, çevreyi ve sosyal yaşamı da baskı altına alan bir etki yarattığını, dolayısıyla meseleyi "basın özgürlüğü ve güvenlik" başlığına taşıdığını yazdı.
HEDEF GÖSTERME VE ALGI OPERASYONU İDDİALARI: "YALNIZLAŞTIRMA" ÇABASI
3. Göz'ün 2025'teki yayın çizgisinde öne çıkan bir başka boyut, hedef gösterme ve itibar aşındırma iddialarıydı. Gazete, araştırmacı gazeteciliğin doğası gereği rahatsız ettiği çevrelerin, doğrudan saldırı kadar etkili olabilen başka bir yönteme başvurduğu değerlendirmesini yaptı: itibarı zedelemek, gazeteciyi yalnızlaştırmak ve toplumsal destek zeminini daraltmak.
Bu çerçevede 3. Göz, "kumpas" ifadesiyle tarif ettiği süreçleri, yalnızca hukuki bir tartışma olarak değil; aynı zamanda bir algı yönetimi mekanizması olarak okudu. Gazeteye göre, gazeteciyi kriminalize eden, haberin içeriğini tartışmak yerine gazetecinin kimliğini tartışmaya açan yöntemler, yerelde en çok kullanılan baskı biçimlerinden biri haline gelmişti. 2025 boyunca bu yaklaşım; dosya dosya ilerleyen, dönem dönem alevlenen ve unutulmaması için tekrar tekrar hatırlatılan bir gündeme dönüştü.
DAVA DOSYALARI VE HUKUKİ BASKI: HABER ÜRETENİN MAHKEME KORİDORUNA İTİLMESİ
İrfan Aydın dosyasının 2025'te büyümesinin bir nedeni de, hukuki süreçlerin gazetenin gündeminde "başlı başına bir mücadele alanı" olarak yer almasıydı. 3. Göz, açılan davaları ve yargısal süreçleri yalnızca "haberin konusu" yapmakla yetinmedi; bu süreçleri, yerel gazeteciliğin nasıl baskılandığını gösteren bir örnekler bütünü olarak ele aldı.
3. Göz Medyanın kurduğu temel hat şuydu: Araştırmacı gazetecilik; iddiaları, belgeleri ve kamu zararına ilişkin soruları gündeme getirir. Buna karşılık bazı aktörler, iddialara cevap vermek yerine gazeteciyi yargı süreçleriyle meşgul ederek hem zamanını hem enerjisini tüketmeyi hedefler. 3. Göz, 2025 boyunca bu yöntemin "sistematik bir yıpratma" aracı olarak işletildiğini savunan bir yayın dili kurdu. Bu nedenle dava dosyaları gazetenin gözünde sadece hukuki dosya değil; ifade özgürlüğü testine dönüşen birer kamu meselesiydi.
TUTUKLULUK VE ÖZGÜRLÜK TARTIŞMASI: "GAZETECİLİK FAALİYETİ CEZALANDIRILIYOR MU?"
2025'te dosyanın en ağır başlıklarından biri de, tutukluluk tartışmasının kamuoyunda yarattığı yankıydı. 3. Göz, tutukluluğu yalnızca bir adli süreç olarak değil; yerelde gazetecilik faaliyetinin baskı altına alınmasının en sert biçimi olarak yorumladı. Bu yorum, gazetenin "susmak yerine yazmak" çizgisini daha da keskinleştirdi. Çünkü gazete, basın faaliyeti ile suçlama alanının iç içe geçirilmesine dönük bir yaklaşım olduğu kanaatini sürekli işledi; bu yüzden de "hak arama" dilini, yalnızca dışarıdaki mağduriyetlere değil, kendi yaşadıklarına da uyguladı.
Bu başlık, 3. Göz'ün adalet ve infaz konularında yürüttüğü genel yayın hattıyla da birleşti. Cezaevi koşulları, infaz düzenlemeleri ve tutukluluk eleştirileri gündemdeyken, bir gazetecinin tutukluluk tartışmasının da aynı kamu vicdanı ekseninde okunması gerektiği fikri işlendi. Böylece İrfan Aydın dosyası, gazetenin 2025'te kurduğu "adalet" gündeminin doğrudan bir uzantısı haline geldi.
SİVİL TEPKİ VE TOPLUMSAL SAHİPLENME: YALNIZ BIRAKMAMA REFLEKSİ
3. Göz'ün 2025 yayınlarında dikkat çeken bir unsur da, dosyanın yalnızca gazete sayfalarında kalmamasıydı. Yaşanan saldırı ve baskı iddialarının ardından farklı toplumsal çevrelerden, yerel sivil yapı ve topluluklardan gelen tepkiler; "gazeteciye dokunma" mesajına dönüşen bir sahiplənme refleksi olarak işlendi. Gazete bu tepkileri, yalnızca dayanışma cümleleri olarak değil; yerel demokrasinin en temel göstergelerinden biri olan "sözü koruma" tavrı olarak okudu.
Bu sahiplenme, dosyanın kamuoyunda görünür kalmasını sağladı. Çünkü yerelde baskı süreçleri çoğu zaman unutulmaya, sıradanlaştırılmaya ve gündemden düşürülmeye çalışılır. 3. Göz ise 2025 boyunca, her kritik eşikte dosyayı yeniden hatırlatarak ve toplumsal tepkileri görünür kılarak, "unutulmasın" stratejisini uyguladı.
ARAŞTIRMACI GAZETECİLİĞİN HEDEFİ: UYUŞTURUCU, SUÇ AĞLARI VE KAMU ZARARI DOSYALARI
İrfan Aydın dosyasının "bedel" başlığına dönüşmesinin bir sebebi de, 3. Göz'ün 2025'te yürüttüğü içerik hattının sertliğiydi. Gazete, yıl boyunca yalnızca günlük olay haberciliği yapmadı; suçla mücadele, uyuşturucu tehdidi, gençlerin korunması, yerelde çeteleşme iddiaları, kamu zararına yol açtığı ileri sürülen ilişkiler ve yönetim krizleri gibi geniş bir alana yayılan dosyalar üretti.
Bu dosyalar, doğrudan çıkar ilişkilerine temas ettiği için, gazetenin değerlendirmesine göre baskı ve saldırı iddialarının arka planını da oluşturdu. 3. Göz'ün çizdiği resim şuydu: Bir yerde suçla mücadele zayıflar, denetim mekanizmaları susar, yerel kurumlar etkisizleşirse boşluğu başka yapılar doldurur. Gazete, bu boşluğu yazdıkça baskı görüyorsa, sorun tekil olaylar değil; sistemin kendisidir. 2025'te "yönetilemeyen Orhangazi" vurgusuyla kurulan çerçeve, bedelin neden ödendiğine ilişkin anlatıyı da güçlendirdi.
2025, "HABER YAZMANIN" DEĞİL "HABERE RAĞMEN AYAKTA KALMANIN" YILI OLDU
3. Göz Gazetesi, İrfan Aydın dosyasını 2025 boyunca bir savunma metnine dönüştürmedi; aksine, yerel gazeteciliğin hangi koşullarda yapıldığını gösteren bir deliller zinciri olarak işledi. Saldırı iddiaları, hedef gösterme girişimleri, dava süreçleri ve tutukluluk tartışmaları; gazetenin gözünde aynı zincirin halkalarıydı: gazeteciliği susturma girişimi.
Bu nedenle 2025, Orhangazi'de gazeteciliğin "romantik" değil "riskli" bir iş olduğunu; kamu adına soru sormanın bedelinin bazen çok ağırlaştığını gösteren bir yıl olarak kayda geçti. 3. Göz'ün bu süreçteki yayın anlayışı ise netleşti: Geri çekilmek yerine ısrar etmek, gündemi yarıda bırakmamak, baskıyı haberle karşılamak ve hak mücadelesini yalnızca başkaları için değil, gazeteciliğin kendisi için de sürdürmek.
EKONOMİDE GEÇİM KRİZİ: METAL İŞÇİSİNDEN ZEYTİN ÜRETİCİSİNE AYNI SIKINTI
2025'te 3. Göz Gazetesi'nin ekonomi dosyaları, geçim derdinin ilçede nasıl ortak bir kader haline geldiğini gözler önüne serdi. Metal işçisinin ücret pazarlığı, asgari ücret tartışmaları ve toplu sözleşme süreçleri yalnızca sanayi bölgesinin değil, Orhangazi'deki her hanenin gündemi haline getirildi.
Gazete, ücret artışlarının enflasyon karşısında erimesini, sendikal mücadelenin neden tıkandığını ve masa başında alınan kararların sahadaki gerçeklikle neden örtüşmediğini sorguladı. Aynı zamanda bu ekonomik tabloyu tarım cephesiyle birleştirdi.
Zeytin üreticisi, çiftçi, küçük üretici için 2025; borcun arttığı, maliyetin yükseldiği, gelirin ise yerinde saydığı bir yıl oldu. Enflasyonla mücadele söylemlerinin faturası üreticiye kesildi. Kooperatiflerin yönetim anlayışı, Marmarabirlik gibi yapılar etrafında yapılan tartışmalar; tarımda şeffaflık, hesap verebilirlik ve kurumsal sorumluluk kavramlarını yeniden masaya yatırdı.
3. Göz, "kriz var" demekle yetinmedi. Krizin kimden kaynaklandığını, kimin bedel ödediğini ve kimin bu bedeli ödemediğini anlatan bir yayın dili kurdu.
ADALET, İNFAZ VE CEZAEVLERİ: TIKLIM TIKLIM ADALET
2025'in belki de en çarpıcı gündemlerinden biri adalet ve infaz sistemi üzerine yürütülen tartışmalardı. Cezaevlerinin kapasiteyi aşması, tutuklu ve hükümlü sayılarındaki artış, yaşam koşulları ve hasta mahkûmların durumu; 3. Göz'ün ısrarla takip ettiği başlıklar oldu.
Gazete, infaz düzenlemesi beklentisinin sürekli ertelenmesini, toplumda oluşan umut ve hayal kırıklığı döngüsünü, bu sürecin siyasi takvimlere kurban edilmesini açıkça eleştirdi. Cezaevleri artık sadece suç ve ceza meselesi değil; bir insan onuru ve toplumsal barış sorunu olarak ele alındı.
Mahkûm ailelerinin yaşadığı mağduriyetler, dava hazırlıkları, kapasite yetersizliğinin yarattığı sağlık ve güvenlik riskleri; adalet sisteminin sessiz kalan yüzü olarak gündeme taşındı. 3. Göz, bu başlıkta da "bir gün konuşup bırakma" yerine, yıl boyunca süren bir denetim hattı kurdu.
ADALET BAKANLIĞI VE TBMM'YE YÖNELİK ÇAĞRILAR: 3. GÖZ'ÜN YASAMA VE İNFAZ GÜNDEMİ
2025 yılı, 3. Göz Gazetesi açısından sadece yerel yönetim ve belediyecilik başlıklarıyla değil, doğrudan merkezi idareyi ve yasama organını hedef alan çağrı haberleriyle de öne çıktı. 3. Göz Medya Genel Koordinatörü İrfan Aydın'ın hukuksuz şekilde cezaevinde tutuklu olmasına rağmen özel haber ve dosyalar ile birçok konunun çözülmesini sağlayan isim oldu. Gazete, özellikle cezaevi koşulları, infaz düzenlemesi beklentileri, hasta ve yaşlı mahkûmların durumu, kapasite sorunu ve adalete erişimde yaşanan yapısal tıkanıklıklar konusunda Adalet Bakanlığı ile TBMM'ye açık çağrılar yaptı. Bu çağrılar yalnızca yorum düzeyinde kalmadı; başlık, spot ve köşe yazılarıyla sürekli tekrar edilerek, bir "yasama gündemi" oluşturulmaya çalışıldı.
İNFAZ DÜZENLEMESİ ÇAĞRILARI: "UMUTLA OYNAMAYIN" BAŞLIKLARI
2025'in ilk yarısından itibaren 3. Göz Gazetesi'nin manşetlerinde en sık görülen ifadelerden biri "infaz düzenlemesi beklentisi" oldu. Gazete, özellikle şu tür başlıklarla kamuoyunu diri tuttu:
– "İnfaz düzenlemesinde yine hayal kırıklığı"
– "Cezaevleri doldu taştı, düzenleme hâlâ yok"
– "Hasta mahkûmlar için sınırlı adım yeterli değil"
– "Toplumun beklentisi TBMM'de görmezden geliniyor"
Bu başlıklar altında yapılan haberlerde, düzenleme beklentisinin sürekli ötelenmesi, kapsamın daraltılması ve kamuoyuna verilen sinyallerin belirsizliği eleştirildi. Gazete, bu sürecin yalnızca siyasi takvimlerle yönetildiğini; adalet ve insan onuru boyutunun geri planda kaldığını vurguladı.
ADALET BAKANLIĞI'NA AÇIK ÇAĞRILAR: CEZAEVLERİ TIKLIM TIKLIM
3. Göz'ün en sert çağrılarından biri cezaevlerindeki kapasite krizine ilişkin oldu. "Cezaevleri alarm veriyor", "Tıklım tıklım adalet olur mu?" gibi başlıklarla yayınlanan haberlerde şu temel sorular soruldu:
–Cezaevleri neden bu kadar dolu
–Tutuklama bir tedbir mi yoksa cezaya mı dönüştü
–Hasta ve yaşlı mahkûmlar neden içeride tutuluyor
–İnfaz düzenlemeleri neden sürekli parça parça yapılıyor
Bu çağrılar doğrudan Adalet Bakanlığı'nı muhatap alacak biçimde kaleme alındı. Gazete, yalnızca cezaevlerindeki sayıları değil, bu yoğunluğun doğurduğu sağlık, güvenlik ve insan onuru sorunlarını da gündeme taşıdı.
TBMM'YE SESLENEN DOSYALAR: "YASA VAR AMA ADALET YOK"
2025 boyunca 3. Göz'ün TBMM'ye yönelik yayınları da dikkat çekiciydi. Gazete, milletvekillerine ve komisyonlara hitaben kaleme alınmış içeriklerde şu başlıkları öne çıkardı:
– "İnfaz düzenlemesi Meclis'te neden bekletiliyor"
– "Adalet Komisyonu toplumun sesini ne zaman duyacak"
– "Cezaevleri sorunu artık bir güvenlik değil, bir insanlık meselesi"
Bu içeriklerde TBMM'nin sadece yasa çıkaran değil, toplumsal sorunlara çözüm üreten bir mekanizma olması gerektiği vurgulandı. Özellikle hasta mahkûmlar, çocuklu anneler, yaşlı hükümlüler gibi grupların dosyalarının Meclis raflarında tozlandığına dikkat çekildi.
ÇÖZÜME KAVUŞAN VE KISMEN SONUÇ ALINAN DOSYALAR
3. Göz Gazetesi'nin çağrılarının tamamı karşılıksız kalmadı. 2025 yılı içinde bazı başlıklarda kısmi de olsa ilerleme sağlandı ve bu gelişmeler gazete tarafından "ısrarın meyvesi" olarak kamuoyuna duyuruldu.
Özellikle:
– 11. İnfaz Paketi hazırlık sürecinin kamuoyuna yansıması
– 11. İnfaz Paketi kapsamında kapsam genişliği ve beklenti tartışmaları
– 11. İnfaz Paketi'nin hasta, yaşlı ve çocuklu hükümlüler açısından yetersiz kalacağı yönündeki eleştiriler
– Covid düzenlemesi tarih eşitsizliği ve mağduriyet tartışmasının yeniden gündeme taşınması
– Covid izninin sadece belirli tarihleri kapsamasına yönelik adalet ve eşitlik itirazları
– Covid düzenlemesinde kapsamın genişletilmesi yönünde TBMM'ye çağrılar
– Hasta mahkûmlara yönelik sınırlı düzenlemeler
– Cezaevi koşullarına dair denetim mekanizmalarının artırılması yönündeki açıklamalar
– Cezaevlerindeki aşırı doluluk ve kapasite krizinin yeniden gündem yapılması
– Cezaevlerinde hijyen, barınma ve sağlık hizmetlerine erişim sorunlarının sıklaşması
– Cezaevlerinde kapasite alarmı ve yeni infaz politikası ihtiyacının dile getirilmesi
– Denetimli serbestlik uygulamalarında eşitsizlik ve keyfilik tartışmaları
– Tutukluluğun fiili cezaya dönüşmesi eleştirisinin güçlenmesi
– TBMM gündemine infaz ve cezaevi başlıklarının tekrar girmesi
– TBMM Adalet Komisyonu'nun infaz dosyalarını yeniden ele alması
– Mahkûm yakınlarının örgütlenmesi ve toplu hukuki girişim hazırlıkları
– "Hasta mahkûmlar için acil çözüm" başlığının sürekli tekrar edilmesi
– Cezaevlerinde insan onuruna aykırı koşullar iddialarının gündemde tutulması
– Adalet Bakanlığı'na yönelik "acil reform" çağrılarının artması
– İnfaz düzenlemesinin sürekli ertelenmesi ve beklenti yönetimi krizinin büyümesi
– Yargı paketleri içinde infaz başlığının her seferinde geri plana itilmesi eleştirisi
gibi gelişmeler, "tam çözüm değil ama geri adım da değil" yaklaşımıyla değerlendirildi.
Gazete bu noktada da temkinli bir dil kullandı. Yapılan düzenlemelerin yeterli olmadığı, kapsamının dar tutulduğu ve sistemin bütününü rahatlatacak bir reformdan hâlâ uzak olunduğu özellikle vurgulandı.
3. GÖZ'ÜN STRATEJİSİ: ÇAĞRIYI HABERLE BAŞLAT, KÖŞEYLE BÜYÜT, UNUTTURMA
Adalet Bakanlığı ve TBMM'ye yönelik bu yayın çizgisi, 3. Göz'ün 2025'te benimsediği temel stratejiyi de ortaya koydu:
Bir konu önce haberle gündeme taşındı.
Ardından köşe yazılarıyla derinleştirildi.
Sonra birkaç hafta sonra tekrar hatırlatıldı.
En küçük gelişme bile "hesap sorar gibi" takip edildi.
Bu yöntem sayesinde infaz ve cezaevi meselesi, Orhangazi merkezli bir yerel gazetenin sınırlarını aşarak, ulusal bir adalet tartışmasının parçası haline getirildi.
2025'te 3. Göz Gazetesi, Adalet Bakanlığı ve TBMM'ye yaptığı çağrılarla şunu gösterdi: Yerel gazetecilik, sadece ilçedeki yolu, suyu yazmak değildir. Gerektiğinde Ankara'ya seslenmek, yasama organını muhatap almak ve "bu ülkenin cezaevlerinde ne oluyor" sorusunu sormaktır.
Bu nedenle 2025, 3. Göz için yalnızca bir yayın yılı değil; adalet talebinin manşetlere taşındığı bir mücadele yılı olarak kayda geçti.
ORHANGAZİ BELEDİYESİ: ŞEFFAFLIK, YÖNETİM ZAFİYETİ VE SUSKUN MUHALEFET
2025'te 3. Göz Gazetesi'nin yerel yönetim hattı, Orhangazi Belediyesi üzerinden şekillendi. Gazete, belediyeciliği yalnızca asfalt, çöp ve etkinlikten ibaret görmeyen bir anlayışla; planlama, mali disiplin, şeffaflık ve hesap verme ekseninde sorguladı.
Belediyenin arazi satışları, gizlenen belgeler, açıklanmayan mali tablolar ve suskun kalan meclis yapısı; Orhangazi'de yönetim anlayışının ciddi biçimde tartışılmasına neden oldu. "Orhangazi sahipsiz" söylemi, bir slogan değil; yıllık bir yönetim fotoğrafının özetiydi.
Yerel muhalefetin etkisizliği, belediye yönetimine karşı güçlü bir denetim mekanizmasının neden kurulamadığı sorusunu da beraberinde getirdi. 3. Göz, bu sessizliği deşifre eden bir yayıncılık yaptı.
ÇEVRE, SU VE İZNİK GÖLÜ: 2025'İN GÖRÜNMEYEN FELAKETİ
İznik Gölü ve çevresindeki su krizi, 2025 boyunca 3. Göz'ün gündeminden hiç düşmedi. Kuraklık, sanayi kullanımı, tarımsal sulama ve çeltik ekimi yasakları; göl havzasında giderek derinleşen bir çevre krizinin işaretleri olarak ele alındı.
Gazete, çiftçiye getirilen kısıtlamalarla sanayiye tanınan ayrıcalıkları yan yana koyarak, "su kime, neye ve nasıl paylaştırılıyor" sorusunu gündemin merkezine taşıdı.
MUHARREM DEĞİRMEN'İN 2025 ÖZEL HABERLERİ ORHANGAZİ GÜNDEMİNİ BELİRLEDİ
2025 yılı boyunca 3. Göz Gazetesi'nin en çok ses getiren içeriklerinin önemli bir bölümü Genel Yayın Yönetmeni Tarihçi Gazetesi Yazar Muharrem Değirmen imzasını taşıdı. Değirmen, bu yıl yalnızca günlük olayları aktaran bir muhabir profili çizmedi; Orhangazi'nin kronikleşmiş sorunlarını hedef alan, haftalarca takip edilen ve kurumları cevap vermeye zorlayan özel haber dosyalarıyla yerel gündemin seyrini değiştiren bir yayın çizgisi ortaya koydu.
Eğitim alanında kaleme aldığı özel haberlerde meslek liseleri ve belirli okullarda yaşanan disiplin ve idari sorunları gündeme taşıyan Değirmen, Orhangazi'de eğitimin yalnızca sınav başarısından ibaret olmadığını, okul içi yönetim anlayışının ve denetimin de ciddi bir sorun haline geldiğini yazdı. Sınav organizasyonlarındaki aksaklıklar, nitelikli okul eksikliği ve eğitimdeki plansızlık, bu dosyalarla birlikte ilçede tartışılan ana başlıklardan biri oldu.
Sağlık alanında Orhangazi Devlet Hastanesi merkezli yürüttüğü özel haberler, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Poliklinik düzenindeki karmaşa, hizmet akışındaki düzensizlikler ve hastane yönetimindeki denetim zafiyeti iddiaları, "sağlıkta memnuniyet" söyleminin sahadaki karşılığını sorgulayan bir dosyaya dönüştü. Bu yayınlar, hastanenin sadece fiziki yapısıyla değil, idari işleyişiyle de tartışılmasına yol açtı.
Altyapı ve yaşam kalitesi başlığında "Orhangazi'de cep telefonu çekmiyor, internet yok" temalı özel haberiyle Değirmen, ilçenin bazı bölgelerinde yaşanan iletişim sorunlarını bir arıza meselesi olarak değil, doğrudan yaşam kalitesini düşüren bir kamu hizmeti eksikliği olarak ele aldı. Bu haber, hem esnafın hem de öğrencilerin yaşadığı mağduriyetleri görünür kılarak yerel yönetimlerin ve ilgili kurumların sorumluluğunu tartışmaya açtı.
Ekonomi ve esnaf dosyalarında küçük işletmelerin artan maliyetleri, "defter parası" gibi uygulamalar ve yerel ticaretin daralan alanları mercek altına alındı. Değirmen, bu başlıkları köşe yazılarıyla da destekleyerek, Orhangazi'de geçim derdinin yalnızca ücretli çalışanların değil, küçük esnafın da temel meselesi haline geldiğini yazdı.
Kültürel miras konusunda Sölöz'deki tarihi ev üzerinden yürüttüğü çağrı ve takip dosyası ise 2025'in en somut sonuç alınan yayınlarından biri oldu. Yıllardır atıl halde bırakılan yapının gündeme taşınması ve sonrasında gelişmelerin kamuoyuna duyurulması, yerel basının doğru ısrarla değişim yaratabileceğinin örneği olarak kayda geçti.
Adalet ve infaz hattında kaleme aldığı yazılarla cezaevlerindeki kapasite sorunları, hasta ve yaşlı mahkûmlar başlığı, denetimli serbestlik ve adalet sistemindeki iş yükü gibi konuları gündeme taşıyan Değirmen, "dosya çok, yer yok" yaklaşımıyla kurumların tıkanmışlığını anlattı ve bu başlıkları 3. Göz'ün Adalet Bakanlığı ile TBMM'ye yönelik çağrı haberleriyle paralel bir çizgide yürüttü.
Kent vizyonu ve yerel yönetim üzerine yazdığı köşe yazılarında ise "Orhangazi'nin lobisi yok" tespitiyle, ilçenin yıllardır neden aynı sorunları yaşadığını sorgulayan bir çerçeve kurdu. Belediyeciliğin sadece günlük hizmetlerden ibaret olmadığını, planlama, temsil gücü ve takip mekanizması olmadan kentin sürekli kaybettiğini vurguladı.
Tüm bu özel haber ve köşe yazıları, 2025 yılında Muharrem Değirmen'i yalnızca haber yazan bir gazeteci değil; Orhangazi'nin sorunlarını dosya dosya açan, aylarca takip eden ve yerel gündemi belirleyen bir yayıncı kimliğiyle öne çıkardı. Bu nedenle 2025, 3. Göz Gazetesi açısından olduğu kadar, Muharrem Değirmen açısından da "gündemi yazmakla kalmayıp yönlendirdiği" bir yıl olarak hafızalara kazındı.
2025, 3. GÖZ'ÜN SADECE YAZMADIĞI, DİRETTİĞİ YIL OLDU
2025 yılı, 3. Göz Gazetesi için "bir yılın haberleri"nden ibaret bir takvim kapanışı değil; ısrarın, direnmenin ve bedel ödemeyi göze alan bir yayın çizgisinin sahada karşılık bulduğu bir mücadele yılı oldu. Bu yıl boyunca gazete, Orhangazi'nin ve Bursa hattının en kritik meselelerini tek tek gündeme taşırken, her başlığı birbirinden kopuk gündemler halinde değil; aynı fotoğrafın parçaları olarak ele aldı. Eğitimdeki çöküş, ekonomideki geçim krizi, adalet ve infaz sistemindeki tıkanma, cezaevi gerçeği, su ve çevre başlıkları, Orhangazi Belediyesi'nin yönetim anlayışı ve şeffaflık tartışmaları, yerelde suçla mücadeledeki zafiyet iddiaları ve gazeteciliğe dönük baskı atmosferi; hepsi 3. Göz'ün "kamu adına denetim" hattında birleşen dosyalar olarak 2025'i tanımladı.
Bu yıl 3. Göz'ün belirleyici farkı, sorunları yalnızca kayda geçirmek değil; "konu açıp kapatan" bir refleks yerine "konu açıp takip eden" bir yayıncılık kurmasıydı. Eğitimde sınav organizasyonundan nitelikli okul ihtiyacına kadar uzanan hat, tek seferlik bir haber olmaktan çıkarılıp yıl boyu sürdürülen bir denetim başlığına dönüştürüldü. Ekonomide sanayi işçisinin ücret mücadelesi ile üreticinin maliyet kıskacı aynı zeminde buluşturuldu; geçim derdinin ilçedeki her eve nasıl yayıldığı gösterildi. Adalet ve infaz dosyalarında ise cezaevlerinin doluluk gerçeği, hasta mahkûmlar, Covid düzenlemesi, denetimli serbestlik ve yargı paketleri üzerinden, Ankara'nın gündemine uzanan bir "toplumsal vicdan" baskısı kuruldu. Yerel yönetimde ise Orhangazi Belediyesi tartışması, hizmetin ötesinde planlama, mali disiplin, şeffaflık, belge ve hesap verme üzerinden ele alınarak, "belediyeciliğin kalite ölçütü" yeniden tanımlandı.
2025'i 3. Göz açısından ayrı bir yere koyan esas mesele ise şuydu: Gazete bu dosyaları açarken, yalnızca dışarıdaki sorunlarla mücadele etmedi; kendi varoluş koşulları için de mücadele verdi. Baskı iddiaları, saldırı anlatıları, dava süreçleri ve tutukluluk tartışmaları; 3. Göz'ün yerel gazeteciliği bedelsiz bir alan gibi gören anlayışa karşı duruşunu sertleştirdi. Bu süreçte gazete, "geri adım" yerine "ısrar"ı seçti; tehdit altında bile gündemi terk etmeyen bir refleksle hareket etti. Yerel basının gücünün, ilanla, bütçeyle ya da vitrindeki parıltıyla değil; doğru yerde ısrar etmekle, kamu adına sormakla ve takibi bırakmamakla ölçüleceğini 2025 boyunca sahada gösterdi.
2025, Orhangazi'de gündemin kendiliğinden oluşmadığını; gündemin, kimlerin hangi soruları sorduğuyla ve kimlerin hangi dosyalarda ısrarcı olduğuyla belirlendiğini kanıtlayan bir yıl oldu. 3. Göz bu yıl boyunca konuşulmayanı konuşturdu, görmezden gelineni görünür kıldı, "böyle gelmiş böyle gider" denilen başlıklarda kamuoyu baskısı üretti ve yerel gazeteciliğin hâlâ bir güç olduğunu fiilen ortaya koydu. 2025'in sonunda geriye kalan tablo nettir: 3. Göz yalnızca yazmadı; direnerek yazdı. Ve bu direnç, Orhangazi'de hesap sorulabilirlik kültürünün diri kalması için, bir yayın çizgisinden çok daha fazlasına dönüştü.
 
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Yorumlarınızı paylaşın

--
logo

   E-posta: bilgi(@)ucuncugozgazetesi.com
Tüm hakları Üçüncü Göz Gazetesi adına saklıdır: ©2019-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir.