“Çocuk suçlu değil; onu suça sürükleyen sistemdir.”
Kutlu Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Aile ve Sosyal Politikalar Başkanı Nazan Öçalır: "Aile Çökerse Toplum Ayakta Kalmaz"
03.02.2026 23:34
Türkiye'de aile yapısının çözülmesi, çocukların giderek artan biçimde şiddet, istismar ve suça sürüklenme riskiyle karşı karşıya kalması, yalnızca sosyal bir mesele değil; doğrudan geleceği ilgilendiren hayati bir başlık olarak karşımızda duruyor. Ekonomik baskılar, eğitim sistemindeki yapısal sorunlar, dijital bağımlılık ve değer erozyonu, toplumun en küçük birimi olan aileyi zayıflatırken, bu kırılmanın en ağır bedelini çocuklar ödüyor. İşte bu röportaj, tam da bu noktada, aileyi merkeze alan yeni bir sosyal politika anlayışını ve çocuk odaklı çözüm arayışlarını görünür kılmayı amaçlıyor. 3. Göz Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Muharrem Değirmen, Kutlu Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Aile ve Sosyal Politikalar Başkanı Nazan Öçalır ile yaptığı bu kapsamlı söyleşide; aile kurumunun neden sarsıldığı, çocukların hangi risklerle karşı karşıya olduğu ve Kutlu Parti'nin bu tabloya karşı nasıl bir yol haritası çizdiği tüm açıklığıyla ele alınıyor. Röportaj, yalnızca sorunları tespit etmekle kalmıyor; devlet güvencesi, eğitim politikaları ve toplumsal sorumluluk ekseninde şekillenen somut çözüm önerileriyle, Türkiye'nin sosyal geleceğine dair güçlü bir perspektif sunuyor.
Nazan hanım geçen sayılarımızın birinde sizin ilk kitabınız Bir Başka Kırmızı'dan yola çıkarak kimliğinizi ve kişiliğinizi ortaya koymaya çalışmıştım. Gazeteci-Yazar, Halkla İlişkiler Uzmanı ve Televizyon Program Yapımcısı olarak yıllardır hayatın içinde yazıyor ve halkı bilgi ve deneyimlerinizden haberdar ediyorsunuz. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu olduğunuzu biliyorum. Bir de yıllar sonra İstanbul Üniversitesi'nde Sosyoloji eğitimi aldınız. Tüm bu bilgilerinizin ışığında Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'nun kurmuş olduğu Kutlu Parti'de Aile ve Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevini üstlendiniz. Burada sözü size bırakarak neler yapmayı planladığınızı öğrenmek isterim. -Aile ve Sosyal Politikalar konusu başlı başına bir ahtapotun kolları gibi birbiriyle ilintili ve bağlantılı ama hepsi ailede biten bir kavram… Toplumda aile bozuldu, her şey bozuldu. Oysa aile toplumun direğiydi. Ne oldu, nasıl oldu da bu hale geldik? Her şey bir anda olmadı ya… Gelişim derken değişim ve dönüşüm derken var olan tüm değerlerimizi kaybedeceğimizi hiç mi hesaplamadık. Emperyalizmin, kapitalizmin zalim çarkının içinde öğütülürken imdat diye bağıran çocuklarımız, gençlerimiz, kadınlarımız, yaşlılarımız, engellilerimiz, emeklilerimiz ve en önemlisi de aileyi ayakta tutmaya çalışan erkeklerimiz var. Bu insanların sesini kim duyacak? Yüz yıllık Türkiye Cumhuriyeti tarihinde böylesine boğazımız sıkılmadı. Birinci Dünya Savaşı ve Kurtulus Savaşı hariç böylesine yokluk çekmedik. Eğer halen yaşayabiliyorsak aldığımız borçlar sayesindedir. Geri nasıl ödeyeceğimizi bilmeden geleceğe yönelik sürekli borçlanıyoruz. Bir yandan ekonomik zorluklar diğer yandan eğitim sistemindeki eksiklik ve aksaklıklar, ülkemize pompalanan ahlaki yozlaşma toplumsal düzenimizi yerle bir etti. Yeni bir toplumu inşa etmek belki kolaydır, ancak bozulan toplumu düzeltmek iki misli çabayı gerektirir. Bu arada kaybettiğimiz nesillerin hesabını kim verecek? Çalışmalarınıza ahtapotun kollarından hangisi ile başladınız? -Bu kolay anlaşılır olsun diye bir benzetmeydi. Parti olarak toplumun direği ve en küçük birimi olarak aileden başlamamız gerekirken çocukları önceliğimize aldık. Çünkü tüm bu gruplar içinde en savunmasız olanları çocuklarımızdı. Gün geçmiyor ki onlarla ilgili bir olumsuz haber duymayalım. Biz Kutlu Parti olarak çocuklara geleceğimizin teminatı olarak bakıyoruz. Çocukların korunması, bakımı iyi bir eğitim alması ve geleceğe hazırlanması konusunda bir dizi program üzerinde çalışıyoruz. Çalışmalarımıza alt komisyon kurarak başladık. Konusunda uzman ve geleceğe bir şey katmak isteyen her insanla konuşup fikirlerini alıyoruz. Elbette bir toplum analisti olarak kendi gözlemlerimi ve bilgilerimi de işin içine katmak için görevlendirildim. O zaman biz de sizinle yapacağımız ilk röportajımıza çocuklardan başlayalım. Son günlerde haber gündemini oluşturan istismar, taciz, tecavüz, suça itilen çocuklar ve çeteleşmeler hakkında neler düşünüyorsunuz? Bu konusadece son günlerin değil gittikçe artan bir ivmede yıllara dayanan bir sorun… Yıllardır yazılı ve görsel basında yetmezmiş gibi ucu bucağı belli olmayan sosyal medyada çocukların istismar, taciz, tecavüz ve suça sürüklendiği haberleri ile sarsılıyoruz. Sorunları dallandırıp budaklandırmadan kökünden çözmek bizim gibi siyasetçilerin görevi olmalı… Ülke olarak imza koyduğumuz anlaşmalarda 18 yaşına kadar her birey çocuk olarak kabul ediliyor. Çocukları koruyup kollama sağlıklı bir birey olarak bakıp büyütme öncelikle onu dünyaya getiren anne ve babasının sorumluluğunda… Anaokuldan liseyi bitirene kadar eğitim gördüğü kurumlarda yoğrulan yavrularımız evdeki temelin üzerine bu kurumlarda kimlik ve kişiliğini geliştirerek hayata katılır. Burada da önemli olan ülkemizin Milli Eğitim politikasıdır. Geleceğin mimarları olarak kabul ettiğimiz öğretmenlerimizin çocuğu keşfi ve yönlendirmesi de çok kıymetlidir. Okul hayatında da ailenin görevi bitmiyor tabii ki de… Okul yönetiminin aile ile sıkı bağlarının oluşması çocukların sağlıklı bireyler olarak topluma katılmasında önemli bir faktör… Biz öncelikli olarak çocuğun geleceğini tamamen devlet güvencesi altına almayı düşünüyoruz. Bu ne demektir? Çocuğun (doğumundan reşit olana kadar) ve onu yetiştiren ailesinin her aşamada devletin ilgili birimleri tarafından izlenmesi anlamını taşır. Bu anlamda çocuğuna şiddet uygulayan aile de cezalandırılır, iyi koruyamayan anne baba da… Çocukları suça iten sebepleri dile getirirseniz neler söylersiniz? - Bizim Kutlu Parti olarak asıl üzerinde çalıştığımız konu da bu zaten…İnsanları cezalarla korkutmak değil, suç oluşmadan önce gerekli tedbirleri almak… Kim bozduysa o düzeltsin anlayışı doğru değildir. Toplumun bir bölümünde bozulma ve dağılma varsa bundan toplumun tamamı sorumludur. Eğer çocuklar bilgisayar ve cep telefonlarında sürekli oyun oynuyor, ders yapmaya ya da arkadaşlarıyla bir oyunu paylaşmak istemiyorsa bu ona sınır koymayan anne ve babanın yetersizliğidir. Çocuğa sınır koyan ancak elini telefondan ve sosyal medyadan uzak tutamayan ebeveynler de her ne yaparlarsa yapsınlar iyi birer rol model olamamaktadır. Dijital engellemeler kesinlikle gelmelidir. Sürekli telefona bakan çocukların kendi öz becerileri ortadan kalkmakta dikkat süreleri azalmakta haliyle beyinleri büyük zarar görmektedir. Oysa uzmanların söylediğine göre bir çocuk evde en az bir konu üzerine 20 dakika dikkatini toplayabilmelidir. Okulda bu süre 40 dakikaya çıkar. Ortalama bir insanın dikkatini bir konu üzerine verip çalışması bir saat ve üzeri şeklinde belirlenmiştir. Dijital oyunlardaki vurdulu kırdılı, kanlı, öldürme odaklı oyunlar çocukların saldırganlık dürtüsünü artırmaktadır. Bunun yanı sıra televizyonlarda sürekli verilen şiddet haberleri çocukları saldırgan hale getirmektedir. Aile geçimsizliği, karı koca arasındaki çekişmeler de yetişme çağındaki çocukları olumsuz etkilemektedir. Gördüğünüz gibi bu konuda tek bir faktörden söz edemiyoruz. Konu gittikçe farklı alanlara kayıyor. Sevgi ve ilgi eksikliği, ülkü ve idealin olmayışı, okuyan gençleri büyük bir oranda mutsuzluğa ve umutsuzluğa sürüklemekte, gelecek hayali kuramayan gençlerde oluşan boşluk ise onları uyuşturucu tuzağı ile tanıştırarak çeşitli suç örgütlerinin eline düşmelerini sağlamakta… Çocuklar asla boşluğa düşürülmeden her anını bir şekilde değerlendirmek gerekli… Sevgi diliyle ikna edilerek gençler spora yönlendirmeli, ekip ve grup çalışmaları içerisinde sosyalleşmesi sağlanmalı… Çocuklar yapıları gereği bir yere ait olmayı ister. Ailesine, bir okula, bir arkadaş grubuna, bir spor klübüne, sosyal birliklere ait olmak ister. Gençler evde, okulda ve arkadaş çevresinde böylesi bir aidiyet duygusu hissetmiyorsa o zaman ocakların, merdiven altı tarikatların ve cemaatlerin, suç çetelerinin eline düşmekte ve mutlaka suça bulaşmaktadır. Çocuklara verilen cezaların az olması da onu kullanan örgütlerin işini kolaylaştırmaktadır. Bu konu başlıbaşına ele alınıp hukukçular tarafından değerlendirilmelidir. Çocuk hiçbir zaman tek başına suçlu değildir. Onun içinde yaşadığı ailesi, çevresi, okulu, arkadaşları ve hatta ülkeyi yöneten insanların tamamı tüm olumsuzluklardan sorumludur. Tespit ettiğiniz konularda Kutlu Parti olarak ne yapacaksınız? Yukarıda birkaç yerde değindiğim gibi öncelikle ekonomimizi düzelteceğiz. Tasarruf politikasını devlet yönetiminden başlatacağız ve yepyeni bir Milli Eğitim politikası ortaya koyacağız. Gençlerine çalışma ortamları sunamayan bir hükümet başarıdan söz edemez. İyi bir planlama ile meslek okullarını güçlendirmek ve geleceğin meslekleri üzerine yoğunlaşarak öğrencileri yönlendirmek ana başlıklarımızı oluşturuyor. 3. GÖZ HRA
Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir.