Yusuf Karaca, Hakikate Adanmış Hayat Prof. Dr. Haydar Baş Eseri ile Haydar Baş Dönemini Başlattı
30.08.2025 20:01
Bugün 29 Ağustos 2025 Cuma saat 10.00. Kadim dostum, cennet yarenim Yusuf Karaca Hoca'ya nasip olan ve de son çağın bilgesi, gönül dünyamızın mimarı Prof. Dr. Haydar Baş Hoca'mızın hayatını konu alan *Hakikate Adanmış Hayat Prof. Dr. Haydar Baş* eserinin son kelimesini de okuyup bu muhteşem eseri tutaklarıma, alnıma ve kalbime götürüp okuması için bir başka nasipli kardeşime teslim ettikten sonra bu satırları kaleme alıyorum.
Bizi bilenler bilir, yazmaya karar verdik mi, Bismillah der, kalemi sahibine bırakırız. Bu yazımızda da ne yazacağımızı yazının sonunda ben de sizinle birlikte öğreneceğim.
Gemlik Açık Ceza Evi'nin batı yakasında Çınar Ağacı'nın gölgesinde, Esen Meltem Rüzgarı'nın ferahlığında bu yazıyı kaleme alırken bir yandan da yarınki 30 Ağustos Zafer Bayramımız vesilesiyle hazırlanan forumun prova sesleri kulağıma geliyor.
MİLLİ BAYRAMLAR VE HAYDAR BAŞ'IN HİTABI
Haydar Baş Hocamızın hayatını anlatan bir eser hakkında yazarken, Hocamızın "Milli Bayramlarımızı Kutlamaya Önem Verin" hitabını hatırlayarak, kitabın adı *Hakikate Adanmış Hayat Prof. Dr. Haydar Baş* koyan Yusuf Karaca çok doğru bir isim üzerinde karar kılmıştır.
Lakin tıpkı muhterem Üstadımız Prof. Haydar Baş Hocamın Gazi Paşa'mızı kaleme aldığı *Hoş Geldin Atatürk* eseri nasıl ki hayatımıza yeniden Atatürk'ümüzü hoş sefalarla getirmişse, Yusuf Karaca'nın *Hakikate Adanmış Hayat Prof. Dr. Haydar Baş* eseri de yeniden hayatımıza **Haydar Baş** Hocayı hem de gönül derinliğimize kadar yerleştirdi. Bu vesileyle ben eseri "Hoş Geldin Atatürk Hocam" diye selamlıyorum.
HAKİKATE ADANMIŞ BİR HAYAT
Hakikaten, hakikate adanmış bir hayat yaşayan Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızın 30 yılını bedenen, kısmen gönül olarak da her dem şahit olmaya gayret etmiş bir kardeşiniz olarak, 4 günde okuduğum bu şaheserde Haydar Baş Hocamızla hızlandırılmış bir süreç yaşadım.
Birçoğunu bildiğim ve de şahitlik ettiğim olayları kronolojik bir sırayla okuyunca tefekkür ve tezekkür imkanı buluyorsunuz. Neyin niçin yapıldığını ve de o yüce insanın nasıl bir çileli hayat yaşadığını, mücadelesini, inancını, maneviyatını, siyasetini, merhametini, zekasını, aşkını… Hülasa "insan gönüldür gönül" diyen Haydar Baş Hocayı gönül ikliminde yaşıyorsunuz.
*KİTABA DÜŞMANLIK EDENLER
Kerbela şehitlerinin üzerine yemin ederek söylüyorum ki bu eserin yazımında Baştürk *Haydar Baş Hocanın nefesi ve memnuniyetinin olduğundan zerrece şüphem yoktur.
Peki, durum böyle olmasına rağmen Haydar Baş Hocanın kurduğu ve de hayatı pahasına milli ve manevi çizgiden ayrılmalarına zerrece müsamaha göstermediği bazı kurumların başında olan ve bu kurumlardan maaş alan bir takım arkadaşların bu kutlu kitaba düşmanlık yapmalarının nedeni nedir?
Neden kitap okunmasın diye el altından çalışmalar yürütüyorlar? Kitaba düşman olanların iki ana korkusu var.
25 Ağustos Pazartesi saat 12.00'da okumaya başladığım 853 sayfalık bu eseri, 29 Ağustos Cuma günü saat 10.00'da tamamladım.
HOŞGELDİN BAŞTÜRK HAYDAR BAŞ HOCAM
Kitapla ilgili duygu ve görüşlerimi *Hoşgeldin Baştürk Haydar Baş Hocam* adlı makalemde ele almıştım. Bu kadar muhteşem bir esere kimler neden karşı olabilirdi ki? Elbette ki yaşarken **Haydar Baş** Hocamıza yapmadıkları düşmanlık kalmayanların bu esere de karşı çıkmaları çok normal ve de beklenen bir olaydır.
Fakat yolu **Haydar Baş** Hoca'ya çıkanların, **Haydar Baş** Hoca ve yaşadığı davaya saldıranlara karşı birlikte mücadele verdiğimiz, şehitlerimiz için aynı gözyaşlarını döktüğümüz, aynı can yangınını yaşadığımız arkadaşların bu esere karşı çıkmalarını anlamak kolay değildir.
*MECBURİYETTEN TAKINILAN TAVIR
Eminim canları yana yana sadece emir gereği bu tavrı takınıyorlar. Fakat bu kitap **Haydar Baş** Hoca'nın maneviyatını, ilmini, irfanını, siyasi duruşunu, kadim yürüyüşünü, mücadele azmini ele alıyor. Hem de **Haydar Baş** Hoca'nın hayatına tanıklık yapan hiç kimsenin tek bir sayfasını yalanlayamayacağı şekilde belgeli ve de şahitli bir şekilde.
KİMLERİ NEDEN RAHATSIZ ETTİ?
Öyleyse bu eser kimleri neden rahatsız etti? Ellerinden emzikleri alınmış çocuklar gibi neden telaşlı bir şekilde ağlıyor ve etraflarını etkilemeye çalışıyorlar? Bu soruların cevabını kitabı tamamen okuyunca gönül ve akıl dünyamda anında karşılık buldu.
GENEL BAŞKANLIĞI BIRAKMAK İSTEDİ
Kitabın 822. sayfasında *Genel Başkanlığı Bırakmak İstedi* başlığıyla okuyucuya aktarılan bilgiler, camianın merkez kesimi olarak hocamın sağlığında bildiğimiz fakat genel olarak camianın genelinin bilmediği bir konudur.
Bu öyle basit bir mesele değildir. Bazılarının zorlama tevillerle kutsal lider tayin etme çalışmalarını ve de arzularını **Haydar Baş** Tur'un sonunda açığa ve de boşa çıkarmıştır.
Bu hakiki bilgiye göre Haydar Baş Hocamız daha hayattayken Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanlığını Kadim Devlet Sevdası'na gönül vermiş bir ekibe bırakmayı düşünürken, kendinin feragat ettiği bir koltuğu bir başkasına miras bırakmayacağı da bir hakikattir.
NATO'NUN TEKLİFLERİNİ REDDEDEN BAŞTÜRK HAYDAR BAŞ
NATO'nun derin devlet ekibinin hiçbir teklifini kabul etmeyen, canı pahasına bu yapılarla hiçbir alanda bir araya gelmeyen Baştürk Haydar Baş Hoca, konu Kadim Türk Devlet Sevdalıları olunca yıllardır bir çocuk gibi, bir talebe gibi, bir fidan gibi tohumunu ekip büyüttüğü ve Türkiye'nin ve Türk dünyasının kurtuluş reçetelerinin üzerine bina edilmiş olan Bağımsız Türkiye Partisi'ni ve teşkilatlarını Kadim Devlet Sevdalıları'na gözü kapalı teslim edebiliyordu.
Tıpkı Hoca Ahmet Yesevi'nin Kağan olmak yerine Kağanlara hoca olmayı tercih etmesi, tıpkı Büyük Hocası Hazreti Gavusül Azam Abdülkadir Geylani'nin "dünya sultanlığı sizin olsun, bendeki makamı bilselerdi tüm dünya sultanları bu makam için bana savaş açarlardı" dediği gibi.
Haydar Baş Hoca kainat devletini kuracağım derken onun başbakanlık ya da bakanlıkta, genel başkanlıkta gözü vardı demek olur mu? Abesle iştigaldir bu. O zaten merkezinde çok sevdiği Yüce Türk Milleti'nin olacağı kainat devletinin temellerini attı.
Ya kurulacak o devletin yegane yöneticisi Baştürk Haydar Baş Hoca olur ya da ona ancak Mehdi Ali Resul görev verebilir. Bu konuyu daha fazla açmayalım ki zaten az biraz sar dalı kalanların daha fazla dallarını kırmayalım.
KİTABIN 845. SAYFASINDAKİ HAKİKATLER
Bu kitaba o arkadaşlarının karşı çıkmalarının ve kitabın yapacağı etkiden korkmalarının nedeni de acizane olarak söylüyorum ki, kitabın 845. sayfasında "Son Söz" olarak verilen ve Haydar Baş şehit oldu başlığı altında aktarılan hakiki bilgiler bir de "Küresel Felaket Korona" başlığı altında verilen bilgilerle birleşince ortaya çıkıyor.
Haydar Baş Hoca'nın korona bahanesiyle hastaneye kaldırıldığı haberini alır almaz güvendiğim arkadaşları arayıp, "Arkadaşlar neler oluyor Trabzon'da? Hocam daha birkaç hafta önce 'Korona bizden korksun, bu küresel bir oyundur' demedi mi? Hocamıza korona bahanesiyle oyun kuruyor olmasınlar, hastane güvenli mi?" diye ikaz etmiştim.
Birçok yayında da Haydar Baş Hoca'yı şehit edenlerden hesap soracağımızı vurgulamıştık.
DERİN DEVLETLE HESAPLAŞMA
Hocamızın sağlığında kendisi için olmasa da ailesi ve katulusu için çekindiği derin devletin iki elemanına Üçüncü Göz Medya aracılığıyla ve İmam Ali El Murtaza Efendimizin onayıyla savaş açmıştım. O süreç içinde Haydar Baş Hocam ve yakınları hedef olmasın diye de mümkün mertebe son bir buçuk yıl hocamın yakınında görüntü vermemeye özen gösterdim.
Allah'ıma hamdolsun ki o iki yapıdan birine Yüce Rabbim öyle bir hidayet verdi ki Zülfikar'ı boynuna takıp NATO'nun derin devlet ekibine karşı Haydar kesilip hesap sormaya başladı.
Zaten onunla üç madde üzerinde anlaşıp Kerbela üzerinde kardeşlik yemini ettik. Bu üç maddenin birisi şuydu: Madem ki Haydar Baş Hoca'yı sevdiğinizi söylüyorsunuz, o zaman ona yapılan saldırıları gündem etmeniz lazım.
ALLAH İÇİN SAHİP ÇIKMAK
Ona ve davasına Allah için sahip çıkmamız lazım. Bir diğer anlaşma maddesi, Kerbela'da Hazreti Peygamber Efendimizin evlatlarına yapılan zulmü anlatma ve dağlarının rengi ne olursa olsun, yeşil kızıl fark etmez; küçüğünden büyüğüne, ağırından hafifine, soylu geçineninden en soysuzuna kadar derin NATO'nun ve ne kadar uzantısı varsa hepsiyle mücadele edeceğimize, FETÖ ile hiçbir sürede barışmayacağımıza dair Kerbela ehli üzerine yemin ederek dünya ve ahiret kardeşi olduk.
Allah mübarek eylesin. O arkadaşın da muhabbeti daim olsun. Rabbim kılıcını keskin eylesin. Bu eseri de tez zamanda kendisine ulaştıracağım. Hiç şüphem yok ki bu eseri okuduktan sonra alp de alperen olacak, yiğit de cengaver olacak. Allah ona bu yüce millete büyük hizmetler yapmayı nasip eylesin.
KARANLIKLARIN PRENSLERİ
Diyarbakır'da en önemli karanlıklar prensine gelince, Rabbime hamdolsun ki onun pimini çektim. Şimdiden ülkemizden kaçıp sığınacak ülke arıyor. İsviçre vatandaşı olduğunu öğrendim. Allah nasip ederse yakın zamanda adil ve bağımsız Türk yargısına hesap verecekler. Onu Haydar Hoca'nın mezarına sürünerek gitmek bile kurtaramaz. Tıpkı ABD evliyası Gülen gibi, Hitler beyi de şu an altına oyduğu ve iktidarına göz koyduğu cezaevi arkadaşından yiyecek.
Sonrasında zaten muntakim olan Allah, kutlu kullarına göre verecektir. Anlayan için çok açık, anlamayan için şifreli yazdığımız bu açıklamalar ışığında Haydar Baş Hoca'nın şehit edildiğinin dillendirilmesi bazı kesimleri tedbir açısından korkutuyor olabilir. Buna saygı duymak gerekir.
TEDBİR VE HESAP
Lakin o kardeşlerimiz de şunu bilsinler ki onların tedbirli olması ne kadar haksa, birilerinin de hesap sorması o kadar haktır. Şehit edilen imamların hesapları sorulamadığı için yenilerini de şehit verdik.
Kerbela vahşetini yaşayan İmam Zeynel Abidin'in suskunluğu ne kadar haksa, Muhtar Sekafi'nin Kerbela zulmüne iştirak edenlerinden Ehli Beyt'in intikamını alması da o kadar haktır. Bizler enerjimizi birbirimizi boğazlamaya değil, karanlıkları aydınlatmaya ayırmalıyız.
YUSUF KARACA HOCA'NIN YERİ
Yusuf Karaca hocamı 35 yıldır tanırım. Garip bir kuş gibidir. Kolay kolay kimseyi incitmez. Kadim devletin ve de o kadim Türk devletinin baştürkü Haydar Baş Hoca'nın adamıdır.
O Allah ereği bir derviştir. Ona trilyonları verin, ertesi gün cebinde yine sadece evladının rızkını temin edecek ve misafirlerine ikram edecek kadar para vardır. O paradan anlamaz. Paranın kıymetini bilmediği gibi, onun paraya değer verdiğine kimse de şahitlik edemez.
Lakin unutmayınız ki Allah'ın veli kulları için hiçbir korku yoktur. Onlar üzülecek, mahzun olacak değillerdir ayeti gereği ve de bu kel kabağında bir sahibi var evlat. Biz değil, lakin sahibimiz kızdı diyen berberdeki dervişi de hatırlatmak isterim.
Yusuf Karaca vallahi de billahi de Haydar Baş Hoca'nın evladıdır. Haydar Hoca kendine yapılanı affeder de sevdiklerine yapılanı affetmez. Lütfen Haydar Hoca'nın merhametini ve adaletini sınamaya kalkmayın. Yaptığınız ateş sadece sizi değil, Haydar Hoca'ya gönül vermiş nice canları yakacak. Lütfen kendinize gelin.
İlla bir hedef arıyorsanız, 1994 yılında Bursa'da dik kaldırımdaki sohbet evinde, "Yarabbi beni Haydar Hoca'nın dostlarına dost, düşmanlarına düşman eyle. Ona düşmanlık besleyenlerle savaşma şerefini bana bahşet" diye dua eden bu fakir kulu hedefinize alın.
SON SÖZ
Bırakın, hiçbir kınayıcının kınamasından aldırış etmeyen o Allah'ın veli kulları ile uğraşmayın. Allah akıl fikir ve feraset versin bizlere. Müminlere karşı şefkatli, kafirlere karşı şehid olan kullarından eylesin.
Yol belli, rehber belli, görev belli. Herkes işine baksın. Gölgesinden korkanlar gün yüzüne çıkmasınlar.
Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir.