HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 29 AĞUSTOS 2025, CUMA

HOŞ GELDİN BAŞ TÜRK HAYDAR BAŞ

29.08.2025 09:22
HOŞ GELDİN BAŞ TÜRK HAYDAR BAŞ
HOŞ GELDİN BAŞ TÜRK HAYDAR BAŞ
İnsanın en sevdiğini böylesine düşüne bilmesi ne güzeldir. Suya hasret kalmış toprağın suya kavuşması, acıkmış bir bebeğin anne sütüne kavuşması, aşığın maşukuna, bekleyenin beklenenine, özleyenin özletene…

Bugün bizlere yazdığı "Hakikate Adanmış Hayat Prof. Dr. Haydar Baş" eseriyle kısmende olsa Haydar Baş Hocamıza olan hasretimizi vuslata döünştüren kıymetli kadim dostum Yusuf Karaca'ya sonsuz teşekkürler.

Bir kaç aydır sıklıkla rüyamda üstadımı görüyordum. Arkadaşlara; "Haydar Baş Hocamla ilgili özel bir bilgi alacağım. Nedir bilemiyorum" dedim…

Allah var, aklıma, muhterem hocamızın sağlığında, "Evladım, benim hayatımı yaz. Sen yazmazsan bunu kimse yazamaz" diye hitap ettiği, kadim dostum Yusuf Karaca'nın beklenen eserinin çıkmış olacağı hiç gelmemişti.

Zira yaklaşık 2 yıl once toplantılarda sıklıkla "Siz abi kardeş misiniz?" sorularına muhatap olduğumuz, kadim dostum Yusuf Karaca ile yaptığım bir telefon görüşmesinde, ona şöyle demiştim: "Hocam, sen önce hocamın sana verdiği vazifeyi yerine getir. Sonra halinden şiddetler… Seni çok sevmemle birlikte, görevini yapmadığın sürece çok da umurumda olmazsın."

O da görevinin bilincinde olduğunu, fakat Haydar Hoca'nın vuslatı sonrası yaşanan bazı gelişmeler nedeniyle, eseri yazmanın ve basmanın kolay olmadığını bana izah etmişti.

Ben de ona şöyle demiştim: "Hocam, yazma görevi sana verildi, baskı ve dağıtım görevi değil. Sen eseri yaz, gerekirse neyim var neyim yok satar, eseri ben bastırırım. Haydar Hoca sana 'şu kadar basılıp satılacak' demedi. 'Hayatımı yaz' dedi. Sen görevini yapmadığın sürece benim için diğer arkadaşlardan farkın yoktur."

Bu konuşmadan sonra taziye haricinde iki yıldır kendisiyle bir irtibatım olmamıştı. Ta ki o kutlu haberi alıncaya kadar…

BEKLENEN HABER


15 Ağustos Cuma günü içimde anlaşılmaz bir his ve haber bekleyiş vardı. Başımda da birkaç gün öncesinden başlayan bir ağrı… Cuma namazını eda ettikten sonra yaşadığım halin kaynağını aramak için önce aile efradıma telefon açtım. Orada herhangi bir farklılık yoktu. Fakat bana bir haber gelmesi gerekiyordu.

Avukatımı aradım, dosyada bir değişiklik mi oldu diye. Olumsuz cevap aldım. Üçüncü Göz Medya bürosunu arayarak kıymetli kardeşim Muharrem Değirmen'e "Arayıp soran oldu mu?" diye sordum, ondan da aynı cevabı aldım.

Sonrasında, Haydarbaş Hoca'mın yoluna bin canı olsa feda etmekten geri durmayacağına emin olduğum kardeşim Faruk Özekinci'yi aradım. Genel değerlendirme sonrası bana Yusuf Karaca'nın Haydarbaş Hoca'mızla ilgili olarak yazdığı eserden söz etti. Gönlünün her zerresinde Haydar Hoca'yı hissettiren bu eseri anlatmakla bitiremedi.

Ben de ona, "Dur kardeşim, bu ne güzel haber! Yıllardır bu haberi bekliyordum. Nihayet Yusuf Hoca kendine yakışanı yaptı" dedim.

Hemen Yusuf Hoca'nın telefon numarasını aldım. O tok sesiyle "Alo" diye telefona bakan Yusuf Karaca Hoca'mla iki yılın hasretini, Haydar Hoca inisiyatifinde giderdik. İlk aşamada beş adet sipariş verdiğim bu şaheser eserin birini de yatmakta olduğum Mektebi Yusufiye'ye talep ettim.

Eser hakkında Yusuf Hoca ile sohbet ettik. Ona, "Hocam, neredeyse iki yıl oldu seninle görüşemiyoruz. Bu eseri ne zamandır bekliyordum. Allah emeği geçenlerden razı olsun" deyip telefonu kapattım.

Kalbimin atışı hızlandı, başımın ağrısı bıçak gibi kesildi. Dahası birkaç gündür sanki ekstradan 30 kilo taşıdığım başım, esere kavuştuğum 25 Ağustos Pazartesi günü hafifledi. Kargo açılır açılmaz etrafını irşada başlayan bu şaheser eseri okudukça bambaşka bir âleme yolculuk etmeye başladım.

ESERİN TESİRİ


Kitabı cami hocamız da görsün diye bir gecikme yaşandı. Ben de, "Başkanım bu dini kitap değil, biyografi kitabıdır" dedim. Onun cevabı çok manidardı: "Olsun, yine de bu büyük bir hocaydı. Haydar Hoca ile ilgili yazılan eseri hocamız görsün ondan sonra teslim edelim."

Anladım ki eser kapağını açtırmadan bile Haydar Baş Hoca'yı anlatmaya devam ediyor. Cami görevlisi de eseri görür görmez, "Allah rahmet eylesin. Büyük bir âlimdi, kıymetini bilemedik. Bu memlekette Kürt-Türk ayrımını bitirecek adamdı. Maalesef doğruları söyleyenlere toplumun teveccühü olmuyor" dedi.

YUSUF KARACA'NIN EMEĞİ


Bu eseri hakikaten ancak Yusuf Karaca yazabilirdi. İki günde 479 sayfasını bir bebeğin açken annesinin memesine yapışması gibi iştiyakla okudum.

Allah nasip ederse Üçüncü Göz gazetesinde bu eser için özel bir sayfa ayırma talimatı verdim. O sayfada sizlerden gelen yorumlara da yer vereceğiz. Şunu net bir dille söyleyebilirim: Eseri okuyunca ben değilim.

Muhterem Üstadım Prof. Dr. Haydar Baş'ın, "Yusuf evladım, bu eseri sen yazmazsan kimse yazamaz" hitabının hikmetini çok daha iyi kavradım. Hayatımda böyle bir biyografi ne okudum ne de yazıldığını duydum.

Normal bir biyografi olmasının yanında, "Hakikate Adanmış Hayat Prof. Dr. Haydar Baş" eseri, edebiyatımıza yeni bir akım kazandıracak tarzdadır. Belki de ilerleyen yıllarda "Karaca yöntemi" olarak adlandırılacak bu tarz, biyografi yazımını değiştirecektir.

ESERİN İÇERİĞİ VE TARİHİ TANIKLIK


Eseri okurken ülkenin 70'li, 80'li, 90'lı ve 2000'li yıllarındaki siyasi, içtimai, dini, sosyolojik ve ekonomik durumlarına da tanıklık ediyorsunuz. Körfez Savaşı'ndan, Özal'ın siyasi duruşuna, Erbakan'ın farklı yönlerinden, Erdoğan ve Yaşar Nuri Öztürk Hoca'nın Prof. Dr. Haydar Baş ile olan ilişkilerine kadar pek çok ayrıntıyı görüyorsunuz.

Hoca'nın gönül dünyası da fikir dünyası da bu eserde. Adeta Haydar Baş Hoca'nın dilinden anlatılıyor.

ATATÜRK VE HAKİKAT


Haydar Baş Hoca'nın adını duyan herkes bu eseri okumalıdır. Hatırlanacağı üzere, Prof. Dr. Haydar Baş'ın "Hoş Geldin Atatürk" eseri çıkana kadar ülkede %100'e yakın farklı Atatürk tanımı vardı.

Tıpkı körlerin fili tanımlaması gibi, herkes işine geldiği kadar bir Atatürk anlatıyordu. Bu, mason ve dinsiz takımların da, dini geçim kaynağı yapanların da işine geliyordu. 80 yıl boyunca Atatürk üzerinden geçinenler, doğal olarak Haydar Baş'ın Hoş Geldin Atatürk eserine savaş açtılar.

Çünkü onların işine gelmeyen bir Atatürk anlatılıyordu. Oysa ki Gazi Mustafa Kemal Atatürk, büyük ve dahi bir lider olmasının yanı sıra önce bir insandı.

İşte bu yüzden mayasında Atatürk'ü Atatürk yapan değerleri taşıyanlar, bu eseri anne sütü gibi özümserken; bu değerlerden nasip almamış olanlar ise esere savaş açtılar.

HZ. PEYGAMBER VE KUR'AN'IN TOPLANMA SÜRECİ


Benzer bir durumda Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin şehit edilmesinin hemen ardından yaşanmıştı.

Hz. Cebrail, Hz. Peygamber'e gelerek Kur'an-ı Kerim'i baştan sona kadar birlikte hatim edip mukabelede bulundular.

Hz. Cebrail okudu, Hz. Peygamber dinledi. Hz. Peygamber okudu, Hz. Cebrail dinledi.

Bu olay Sünni-Şii bütün İslam kaynaklarında ittifakla bu şekilde verilmiştir.

Öyleyse demek oluyor ki Kur'an-ı Kerim Hz. Peygamber'in hayattayken toplanmış, hangi ayet nereye geldiği, hangi surenin önce sonra geldiği

Peygamber'in hayatındayken yazılmıştır.

KUR'AN'IN TOPLANMA SÜRECİ

Peygamber'in şehit edilmesinin hemen arkasında Halife Ebu Bekir döneminde Ömer bin Hattab insanların elindeki Kur'an'ları yazıp getirmelerini, Kur'an'ı toplamalarını emrettiğinde

Kur'an-ı Kerim'i bir kısım sahabeler hazırlayıp geldiler. Bunların içerisinde Hz. Peygamber'in vefat etmeden evvel

Hz. Ali el-Mürteza'ya emanet ettiği Kur'an-ı Kerim ve Hz. Ali'nin tefsiri ile birlikte ayetlerin yeri, surelerin yeri değiştirilmeden,

Cebrail'in Peygamber'e okuduğu, Peygamber'in Hz. Ali'ye emanet ettiği şekilde getirildiğinde Hattab'ın cevabı

"Çok alen mi oldu da bunu yazdın getirdin?" şeklinde oldu.

Gelinceye kadar bu içerisindeki hiçbirisinin imkansız olmasına karşı ayet ve surelerinin yerlerinin Hz. Peygamber'e Cebrail'in okuduğu gibi değil,

kendi kafalarına göre yazılmış bir haliyle bir kursiyi oradan imamlar yoluyla da yerine yerleştirmiş ve kitap olarak hazırlamıştı.

HZ. ALİ VE KUR'AN EMANETİ

Hz. Ali'ye içini dahi açmadan "Senden Kur'an mı istendi de bize bu Kur'an'ı getirdin?" deyip

her evinden, nübüvvet evinden çıkan Kur'an'ı reddeden zihniyetle bunun evinden, ehlinden ve kendi ağzı ve gönlünden yazılan zihniyet aynı zihniyettir.

Sahabede de olsa, evlat da olsa, evladı yerde olsa aynı mantık aynı zihniyettir.

TARİHİN TEKERRÜRÜ

Umarım ki tarih tekerrürden ibaret olmaz, tarih ders alanlar sayesinde yeni yolunda olduğunu, onun siyasi görüşünde olduğunu iddia edenler de

bu manada ve bu yolda ilerlerler.

Korkarım ki, "seven sevdiğinin kaderini yaşar ilahi hakikati" kapsamında maddede adı "Hakikate Adanmış Hayat Prof. Dr. Haydar Baş" eseri de tıpkı "Hoş Geldin Atatürk" gibi saldırıya uğrayabilir. Böyle bir durumda kadim dostum, dava arkadaşım cennet komşum Yusuf Karaca Hoca'ya düşen görev, olaylara Haydar Hoca gibi yaklaşmaktır.

Aradığı tüm çözüm kapılarını bu eserde bulacaktır. Tıpkı Haydar Baş Hoca'nın, Atatürk'ü yazdıktan sonra salonlarda, TV forumlarında, meydanlarda anlatması gibi.

Benim naçizane tavsiyem, Yusuf Karaca Hoca'nın da aynı şekilde bu eseri eline alıp yollara düşmesidir. Çünkü Haydar Hoca'nın hayatını yazma şerefine nail olana, Haydar Hoca'nın hayatını yaşamak yaraşır.

Müjdelenene ve de müjdeleneni bekleyenlere selam olsun.

Hüseynî İrfan Aydın / 27 Ağustos 2025

 
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Yorumlarınızı paylaşın

--
logo

   E-posta: bilgi(@)ucuncugozgazetesi.com
Tüm hakları Üçüncü Göz Gazetesi adına saklıdır: ©2019-2025

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir.