HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 12 OCAK 2026, PAZARTESİ

ONURLU GAZETECİLERE SELAM…

11.01.2026 00:00
Ucuz habercilik, kolay yazarlık, bezirganlık, yalakalık, onursuzluk anlayışından uzak, emekçi halkın, toplumun, ülkenin, vatanın  değerleriyle uğraşma çabasının karşılığıdır gazetecilik..
Gazetecilik, çok zor, meşakkatli ve özveri gerektiren bir meslektir. Mesai gözetmeksizin haber peşinde koşan, çetin koşullarda meslek aşkıyla gazeteciliğe kendisini adayan kişinin vazifesi, meslek kuralları çerçevesinde ulvi değerlerle birleştiğinde kutsal bir nitelik taşımaktadır. Kamu adına çalışan, halkı doğru bilgilerle aydınlatma görevini yerine getiren tüm meslektaşların bu onurlu görevi icra ederek karşılaştıkları zorlukları görüyoruz.
Milat isanın doğusu değil, yazının icat olduğunu ifade eden duayen gazeteciler, oku emrinin de insan insan karşılığı da budur demektedir. Öncelikle birkaç saptama yapmak isterim, Türkiye `de elit merkezli bir basın var. Gazete tirajları düşük. Halk, gazete okumaktan çok televizyon izliyor. Basın özgürlüğü sıkıntılı. Medya genellikle ekonomik olarak marjinal ve devletle yakın ilişki içinde. Basın, daha çok siyasi olaylara odaklanıyormuş ve halka ülkede olan biteni açıklıkla anlatıyormuş görüntüsü verse de, halk basına güvenmiyor. Çünkü, biliyor ki gazeteciler arasında siyasi paralellik ve partizanlık çok yaygın. 
Günümüzde basýnýn siyasal iletiþim alanýnda yüz yüze olduðu olumsuzluklar þöyle sýralanýyor ,Haberlerin magazinleþmesi, Öncelikle, kamusal alaný etkilediði öne sürülen ciddi gazetecilikte düþüþ yaþanýyor. Partizanlık,`Ötekini` dışlayıcı habercilik anlayışı yaygınlaşıyor. Siyasal kültürün dejenerasyonu, Siyaset yerine siyasetin reklamında patlama yaşanıyor. Siyasal iletişimin enfermasyona dayalı kısmı, çarpık ve partizan bir tutum sergileyen bir menfaat odağı olmasıda toplumsal çürümeninde ve güvenin de azalmasını sağlamaktadır.
Bugün, yine temel bir sorunla karşı karşıyayız. AKP'nin medya üzerindeki operasyonları sonucunda merkez medyadan uzaklaşan kişilerin topluma yine çarpık bir ideoloji dayattıklarını görmekteyiz. AKP burada sermayenin istediği bir biçimde paratoner görevi görmektedir. Tıpkı 12 Eylül generallerinin tüm kötülüğün kaynağı olarak görülmesi gibi. Gazetecilik ölüyor, gazetecilik parti devleti tarafından tamamen ilga ediliyor. 
 Peki, gazetecilik nedir? Gerçekten saf bir biçimde kamu yararını birinci sıraya alabilecek bir gazetecilik tarifi yapabilir miyiz? Halkın çıkarını (bu halk kimdir?) tüm sınıfsal çıkarların üzerinde tutan kişi midir gazeteci?
Bakınız Türkiye gazeteciliği bir baron kimliği üzerinden , yaygın holding gazeteleri haline getirilmiş ve bu kara düzen patron gazeteciliğinin , merkezi hükümetin birer  tehdit manevrası haline almıştır. Ana medya akımı dediğimiz de bu sürecin omurgası haline getirilmiş ve her iktidar değişikliğinde düzen gazeteciliği halkın çıkarlarından çok küçük bir oligarşinin kalemşörleri yaratılmıştır. Aydın Doğan ve onun Türkiye'ye dayattığı çarpık bakış açısı bunu fazlasıyla yerine getirmiştir.
Tarafsız ve gerçekçi bir gazeteciliğin , adı onurla anılanların  , patron gazeteciliğinde hiçbir zaman yeri yoktur. Çünkü Gazeteci tarihin hiçbir safhasında salt toplumsal gerçekliğin peşinde koşmamıştır. Bir burjuva, gazeteciyi yoksulların çektiği yokluk ve yoksunlukları anlatması için işe almaz. Tam tersine bu gerçekliğin örtülmesi ve kapatılması için işe alır ve para öder.
Burada gazetecinin kimin tarafında duracağını iyi seçmesi gerekiyor. Bu seçim buz gibi politik ve ideolojik bir tercihtir. Bu bakımdan gazeteciliğin geldiği nokta ürkütücü ve halka dair magazinsel haber fragmanları , içsel değerleri ve tüketim kimliğini empoze eden bir türeve sokulmuştur. Devlet, Medya ve Sermaye üçlü bir sacayağı oluştururlar. Böyle bir yapının kitlelere "gerçeği" yansıtması imkansızdır. Bu AKP öncesinde de böyleydi, şimdi de böyle. Birinin rolünün zaman zaman daha fazla ön plana çıkıyor olması bu üçlü sacayağının bozulduğu ya da tamamıyla parçalandığı anlamına gelmez. 
12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrasýnda medyada büyük bir deðiþim ve dönüþüm yaþanmýþtýr. Bu dönüþüm sermayenin medyayý tamamýyla ele geçirmesi ve tekelleþmeyle sonuçlanmýþtýr. Haberin metalaþma süreci gerçekleþmiþtir. Asıl gelinen noktada tüm dünyada olduğu gibi tamamen sermayenin kontrolünde bir medya rejimi inşa edildi. Kapitalistler artık medya-devlet ve sermaye ortaklığından asla vazgeçemezler.
Gazetecilik yaşayacaksa, gazeteciler kendisini kendi sınıfının saflarında yetiştirmek zorunda. Parti grup toplantılarında, sermayedarların kuyruğunda tilki gibi dolaşarak gerçeği bulamazsınız.
Bağımsız ve patron olmadan yürüyen gazeteciliğin önemide burda başlıyor.Adı '' Onurlu'' gazetecilik diye adlanlandırdığımız  bu gerçekçilik, sermaye sınıfına karşın güçlü bir destekle yol alabilir ve yol yürüyebilir.
İşte bunun örneklerinden biridir Uğur MUMCU gazeteciliği, Gazetecinin bu görevini yapabilmesi için habere, olaya, olguya, belgeye ve bilgiye dayalı yazılar yazması gerekir. Bunun için de gazetecinin güvenilir kişi olması zorunludur der ..
Neden Uğur MUMCU diyenler olabilir, tabiki çokça isimleri buraya sığmayan çok özel ve onurlu gazeteciler var.24 Ocak 1993 de katledilen bir gazeteciyi ölüm yıl dönümüne yakın zaman da anmak olası bir görev olarak tanımlıyorum. Çünkü Uğur Mumcu, sadece gazete yazıları değil, ekran görünürlüğü, kitapları ve kamuoyu nezdinde çok yankı uyandıran araştırma dosyaları nedeniyle yakın tarihin en etkili gazetecilerinden birisiydi. Önemli olan şu ki, basın emekçileri bir mücadeleye başlayarak ve tabi büyük mücadeleler sonucunda basın özgürlüğüne dair maddelerin bizzat anayasalarda yer almaya başlamasının önünü açtığı gerçeği onurlu gazetecilerin ödedikleri bedelin eseridir.
Türkiyede gerçekçi gazeteciliği yapmak oldukça güç, . Bir neden politik baskılar ise, diğer neden de gazeteciliğin tık alma yarışına döndüğü günümüzde artık günü değil de anı yakalayabilmek baskısı. Bunu Türkiye de yapma şansı olan gazeteciler olduğu kadar  ortaklaşa dille ifade edeceğimiz medya gruplarıda var. Ama onların da zamanla, maddi kaynaklarla dertleri var, çok azı fonlardan yararlanabiliyor.
Bugün içinde yaşadığımız siyasi ve toplumsal süreçleri bir izle sürmeye çalışan  ve adı çalışan gazetecilerin günü olmakla sunduğumuz tarih, ileriki yılların gerçekçi ve araştırmacı meslek öncüllüğü olması halk adına kutsalığını tarif edebilmektir. O yüzden yaşamını halkı adına yitiren onlarca gazetecilerin önünde saygıyla selamlıyor.. Ve..İranlı şair Ferruhzad 'ın ifadesiyle..
Kuþlar ölür, sen uçuþlarýný hatýrla….
 
Kürşat CÜCÜK / diğer yazıları
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Yorumlarınızı paylaşın

--
logo

   E-posta: bilgi(@)ucuncugozgazetesi.com
Tüm hakları Üçüncü Göz Gazetesi adına saklıdır: ©2019-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir.