HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 15 OCAK 2026, PERŞEMBE

POLİTİK İLKESİZLİK: MATRUŞKA…

15.01.2026 00:00
Yıllar önceydi, iç içe istif edilmiş ahşap bebekleri görünce, bir hayli şaşırmıştım. Matruşka denilen bebekler, sadece Rus çocuklarının oynadığı bir oyuncakla sınırlı değil. Aklınıza gelebilecek her türlü alanda, "matruşka" oluşturabiliyorsunuz.
Farkında mısınız? Matruşka siyasetini formüle edenler, ekonomi ile pek ilgilenmiyor. Muhalefet, ekonomik konularda, ayakları yere basan hiç bir şey söyleyemiyor . Ankara, kulis dedikodularıyla yoğrulan bir vekil transferlerine odaklanmış durumda .Kısaca siyaset ''Matruşka'' ya döndü. Kimin içinden kimin çıkacağı, kimin kucağında kimin oturduğu belli değil.
Daha düne kadar, seçimden bu yana 14 milletvekilinin muhalefet partilerinden ayrılarak AKP'ye katıldı. En fazla transferin İYİ Parti'den gerçekleştiğini  bildirildi.
Şimdi soruya gelelim tekrar, niçin muhalif bir milletvekili AK Parti'ye katılır?" diye. Bu sorunun cevabını vermek için CHP Mersin Milletvekili iken disipline sevk edilince istifa eden ve sonra AKP'ye katılan Hasan Ufuk Çakır'ın sözlerini aktarılması manidar bence '' Ben zaten muhalif falan değilim, ben zaten AKP'liyim ama CHP'den seçilmişim" dedi. Erdoğan kapıyı açıyor. Bütün isimlerin hepsi teker teker transferden bir iki gün önce Erdoğan'la baş başa görüştüklerini söylüyorlar ne garip değil mi? Genel seçimlerden sonra TBMM'de 37 milletvekili partisinden istifa etti. Bu vekillerden 14'ü AK Parti'ye, 14'ü CHP'ye katılırken 9'u bağımsız kaldı. AK Parti'nin sandalye sayısı 275'e, CHP'nin 138'e çıktı.
Yuvaya dönüş diyenler var. Öyleyse, niye "yuvaya ihanet" edip gitmiştiniz? Hele de muhalifken CB sistemi hakkında yaptığınız konuşmalar, yazdığınız yazılar, kitaplar?..
Bunları açıklamak gerekmez mi?
Peki politik ilke ne dir?, ve utanmazlığın dayanılmaz bir hafifliğimi? SoL kültür arasında, "Ne yapılmalı" sorusu iki özel konjonktürde daha sık sorulur ve bu soruya verilecek açık yanıtlar özel bir önem taşır. Kazanım ve yenilginin esaslarını değerlendirmek ve buna dair strateji geliştirmektir. Bu tabiki örgüt iradesini belirlemede temel ve kaçınılmayan olan  politik eksende bir omurgalı kişilik yetiştirmek oluşturmasıdır.
Burada tabii ki, teori ile siyaset ve politikanın bire bir izdüşümüyle bütününde bir uyumu içermesi gerektiğinin altını çizmek gerekiyor. Politik etkinlik, güç kazanmadır, çoğalmadır. Sorun, politik etkinlikle çoğalma perspektifinin yanyana getirilmesinin çağrıştırdıklarına yöneliktir. Elbette, siyaset ve politika kendi doğal seyrinin dinamikleriyle oluşmayacaktır. Örgütlü siyaset, örgütlü politika, siyaset yapmanın olası açmazlarına yönelik vazgeçilemez bir sigortadır. Kriz koşullarında örgütlü zemin sürekli ve vurucu olmalıdır. Örgütlü konumlanışın ayak bastığı zemin, savaşımın dinamiklerince biçim değiştirebilir.
Peki diye başladığımız her cümle , sonunu getirmekle birlikte politik arenada güven verdiğimiz siyasetçilerin , ucuz olma koşulları bu sorumsuzluğu politik eğitimsizlikle oluşması değilmi dir.? Politik etkinliğin başlıca kondisyonu, toplumsal ve siyasi süreçlere bütününde yanıt olabilmesidir. Bu yanıt, teorik, politik, örgütsel boyutlar içerecektir. Tam da burada, politikayı bir anlamda sanat yapan ögeleri tekrar hatırlamak gerekiyor. Tutarlılık, etkinlik, süreklilik ve dönüştürücülük… 
Benim açımdan veya ilgili olduğum kısım, sağ partiler içindeki ilkesizlik değil.Sol bir düşünce tarzıyla ilgili kabul edemediğim ,ilkesizliğin politik yansımasının, kamuda  görünen yüzünün çirkinliğine kapılacak bir teba oluşması korkusudur ki Matruşka bir yapı olmasın..!
Tüm bu ideolojik çekiştirmelerin arasında kalan sola gelince, solun özü 'insan' değil toplumsal temelde ezilenlerdir.Bunun ilkesel tek kabul kısmıda bu olmalıdır. Seçtiklerimizin bize kalan kısmı konfor oluşturmak değil, o konforun halka dönük paylaşımını sağlayan kişilerin parlementoya taşınması sağlıyacak örgütlü bir taban yaratmaktır. Bu nedenle artık bir adım daha atmak, böyle bir politik ilkelerini ve zeminini tartışma gündemine getirmek gerekmektedir. Bu gereklilik elbette, nedenler üzerinde yapılan tartışmaların geride kaldığı, bundan sonrakilerin de gereksizliği anlamına gelmiyor. SOL için en azından oluşacak demokratik muhalefet 'in ve itiraz kültürünü birleştirici bir zeminde olgunlaşması mutlaka sağlanmalıdır.Bu teyid edilen bir biat olmaktan çıkararak, örgüt insiyatifi ile ilkesel yaklaşan bir tek seçenek olması olmaz sa olmaz olmalıdır.
12 Eylül'ün kitlelerin üzerine bir ölü toprağı serptiği açıktır. Aynı dönemin baskılarını, getirdiği yılgınlık ve dejenerasyonu uzun uzadıya anlatmanın gereği yoktur. Ve bunun devamın da liberal politikaları  övünçleştiren bir Özal iktidarı ile ahlaksızlığı vacip kılan '' benim memurum işini bilir'' ilkeselliğinin , bugüne varan sonuçları tartışmasız bir çöküntünün ilk işaretleri olmuştur.Para ve statü üzerinden çabuk zenginleşmenin bir kadersizliği gibi vurgulandığı toplumda politik kimlik oluşturmak bir hayli güç olduğu bir saptamadır.
Bunun sonucu olarak, parlementoda 37 vekilin kendi seçmenini satarak ve oyunu değersizleştirmesinin, düzen mafyalığı içinde yukardaki alıntı sonrası  şaşırmak çok ahlaki bir tavırdır.
Türkiye'nin önümüzdeki dönem yaşayacağı gelişmelere ve bunların ortaya çıkaracağı sorunlara salt demokrat bir pencereden bakmak, artık istense de mümkün olmayacaktır.Çünkü belirleyici olan politik eksenden çıkan kişilerin,,Ezen ezilen çelişkilerini bertaraf etme lüksü ile karşı karşıya oluşumuzdur. Değersiz ve tanımı zor olan bir politik mücadeleden uzak duranların parti değiştireceğini, buda seçilmişlerin bu halka hiçbir sorumluluğu olamayacağıdır.
SOL üzerine ilgilendiğim kısım, bu yetersizliğe bürünmüşleri hızlıca tasfiye edilmesini sağlamaktır. Bugün Cumhuriyetçi sol olarak tanımlanan CHP, Faşizme ve saray iktidarına  karşı politik kimliği öne çıkaracak proğramla  kadrolarını yetiştirmeli ve örgüt direncinin bu pratikle yetiştirilmesini sağlıyacak adımları atmalıdır. Aslında sorun, sol kavramının kendisinde değildi. Sorun sol kavramının içeriğinde yüklenen anlamın, isteyenin durduğu yere taşıdığı görüşe göre değiştiriliyor olmasındaydı. Sol bir kavram bir siyasal tarif ve duruş olarak ortaya çıktığında değerli ve katılımcı olabilir.
Solun dilimizdeki yeri yaşamımızdaki karşılığı ancak ilkelerle bir anlam kazanır. Sol, iddialıdır. Sol ilkelerini bu iddia üzerinden gerçekleştirilir. Ayrıca, solun ilkeleri, onun her türlü yozlaştırılmasına karşı da bir güvencedir.
Sol bu toprakların geleceğidir. Sol'un değerleri... Eşitsizlik, özgürlük ve adalettir. Sol'un eşitliği ortaklıkçılığa uzanır özgürleşmeyi kamu mülkiyetinde arar. Adaletsizliğin temelinde mülk sahibi sınıfları görür..
Özetle, siyasi etik yasası ve Yolsuzlukla mücadele yasası getirilmelidir.Politik kimlik oluşunca kimseler halkını satmaz ..Matruşka halkın kendi kaderi olamaz…
 
Kürşat CÜCÜK / diğer yazıları
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Yorumlarınızı paylaşın

--
logo

   E-posta: bilgi(@)ucuncugozgazetesi.com
Tüm hakları Üçüncü Göz Gazetesi adına saklıdır: ©2019-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir.