HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 04 ŞUBAT 2026, ÇARŞAMBA

YÖNETİŞİM ÜZERİNE

03.02.2026 00:00
Yönetişim kelimesiyle muhtemelen lise yıllarımda da karşılaşmışımdır; ancak bu kavram üzerine uzun uzun düşünmem üniversite yıllarıma denk geliyor. Demokrasi, insanlığın en büyük kazanımlarından biridir. Ne var ki bugün gelinen noktada, bu kavramın da biraz daha ileri taşınması gerektiği ayan beyan ortadadır.
Hayat durağan değildir. Evrenden, canlısından cansızına kadar her şey hareket hâlindeyken; fikirler ve düşünceler de gelişmeli, yol almalıdır.
Yönetişim, tam da bu noktada demokrasinin bir adım öteye taşınmış hâlidir.
Bu kavramı yeniden düşünmeme sebep olan konu ise yeni infaz düzenlemesi oldu.
Düzenlemenin hemen ardından, henüz işin başındayken bile sosyal medya mecralarına birkaç cinayet haberi yansıdı. Bunlardan biri Diyarbakır'da yaşandı; bu düzenlemeyle tahliye edilen bir kişi, eşini öldürdü.
Bu noktada mesele yalnızca tekil bir olay değildir. Asıl sorun, sistemin kendisiyle ilgilidir.
Bir suçun kanun karşısında tanımı, sınırları ve karşılığı olan bir cezası vardır. Vatandaş da bu hukuki çerçeveyi bilerek yaşar; neyin suç olduğunu ve sonucunda neyle karşılaşacağını öngörür.
Ancak çıkarılan af ya da af niteliği taşıyan infaz düzenlemeleriyle , kanunda açıkça belirtilmiş bir cezanın fiilen uygulanmaması, hukuk devleti ilkesini zedeler.
Çünkü burada sorun yalnızca bir kişinin tahliye edilmesi değil; bizzat kanunun kendi koyduğu yaptırımdan vazgeçilmesidir.
Daha da önemlisi şu soruyu sormak gerekir:
Kişiye karşı işlenmiş bir suçu, o kişinin iradesi dışında bir başkası neden affedebilmektedir?
Devlet, kendisine karşı işlenen suçlar konusunda tasarruf kullanabilir.
Ancak bir kişiye karşı işlenmiş bir suçu affetme yetkisi, adalet duygusu gereği, öncelikle o kişiye ait olmalıdır.
Aksi hâlde adalet, mağdurun değil, yetkinin merkezinde şekillenir.
Ülke basınının yakın dönem gündeminde yer alan terörist başı Abdullah Öcalan ile ilgili tartışmalar da bu bağlamdan bağımsız değildir.
Binlerce insanın hayatına mal olmuş bir sürecin yalnızca siyasi ya da hukuki bir başlık altında ele alınması; acıya doğrudan maruz kalanları sürecin tamamen dışında bırakmak anlamına gelir.
Oysa şehit ailelerinin, hayalleri yarım kalmış eşlerin ve yetim büyüyen çocukların bu tür konularda fikir beyan etme hakkı olması, yönetişimin en temel gereğidir.
Keza yerel yönetimlerde bu ihtiyaç belki daha da görünür hâle gelir.
En basit ve güncel örnekle; ilçemizde yapılması planlanan yeni terminalin yeri belirlenirken, bu alanı fiilen kullanacak vatandaşların söz ve yetki hakkı olması gerekmez mi?
Kararlara, yalnızca seçilmişlerin değil; o karardan doğrudan etkilenenlerin de dâhil olması gerekmez mi?
Atatürk'ün okunmasını tavsiye ettiği Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabını okuduktan sonra Finlandiya dikkatimi çekmişti. Merak edip incelediğimde, ülkenin bugünkü siyasi ve toplumsal yapısında katılımcılığın ve şeffaflığın ne kadar ileri bir noktaya taşındığını gördüm.
Bu yazıyı kaleme almaya karar verdikten sonra yaptığım kısa araştırma da, yönetişim konusunda ciddi mesafe kat etmiş ülkeler bende müthiş bir  hayranlık uyandırdı.
Örneğin İsviçre'de referandumlar hayatın olağan bir parçasıdır.
Halk; vergi, çevre, göç politikalarından anayasa maddelerine kadar pek çok konuda doğrudan söz sahibidir.
İzlanda, Estonya ve daha birçok ülke de yönetişim konusunda önemli ilerlemeler kaydetmiş ülkelerdir.
Peki, bizim neyimiz eksik?
Aslında cevap oldukça basittir: Talep.
Vatandaşın istemesi, sorgulaması ve ısrarla talep etmesi.
Bir partiye, bir belediye başkanına ya da herhangi bir yönetime seçimle beş yıllığına oy vermek; her konuda koşulsuz, sınırsız ve tek yetki devri anlamına gelmemelidir.
Sandık, iradenin bittiği yer değil; başladığı noktadır.
Vatandaş oy verirken susmayı değil, sürece ortak olmayı seçer.
Gerçek demokrasi de tam olarak burada başlar.
 
Neşe BAKIŞ / Kadrajımdaki Hayat / diğer yazıları
•YÖNETİŞİM ÜZERİNE 03 00:00:00.02.2026
•SOKAKTAKİ CANLAR 15 00:00:00.01.2026
•BİR KİŞİNİN CESARETİ, BİRÇOK KİŞİNİN SESSİZLİĞİNİ BOZAR 11 00:00:00.01.2026
•SIRÇA SARAYLAR VE KİBRİTÇİ KIZLAR 07 00:00:00.01.2026
•HALKA GÜVEN, DÜŞMANA KORKU SALAN KAHRAMANLAR 02 00:00:00.01.2026
•ÖMRÜN İÇİNDE BİR AN,ANIN İÇİNDE BİR ÖMÜR 24 00:00:00.12.2025
•YENİ YIL ÜZERİNE 17 00:00:00.12.2025
•KÖYLÜ HÂLÂ MİLLETİN EFENDİSİ Mİ ? VURUN ABALIYA ! 10 00:00:00.12.2025
•BİR VARMIŞ, BİR YOKMUŞ,HER YAŞAM BİR MASALMIŞ 03 00:00:00.12.2025
•DUS KRİZİ: GENÇ HEKİMLERİN EMEK VE UMUT SINAVI 27 00:00:00.11.2025
•GÜNEŞİ BALÇIKLA SIVAYAMAZSINIZ 10 00:00:00.11.2025
•TOPLUMSAL ÖĞRETİLER VE KADININ KADERİ 05 00:00:00.11.2025
•YASEMİN MİNGUZZİ, BİR AHMET’İ KAYBETTİ; BİN AHMET İÇİN MÜCADELEYE DEVAM EDİYOR 29 00:00:00.10.2025
•AĞLARIN IŞILTIŞI,DOĞANIN FISILTISI 22 00:00:00.10.2025
•“Doğu Türkistan’ın sınırı mı bizden uzak, yoksa bizim vicdanımız mı Doğu Türkistan’dan uzak?” 14 00:00:00.10.2025
•SUMUT’UN CESARETİ VS GAZETECİLİĞİN SINAVI 08 00:00:00.10.2025
•KENDİ GÖZÜNLE GÖR, KENDİ AKLINLA DÜŞÜN 02 00:00:00.10.2025
•MİNİ MİNİ BİRLER, ENDİŞELİ VELİLER 25 00:00:00.09.2025
•KALPTEN DİZEYE : BİR ŞEHİT 17 00:00:00.09.2025
•ESARETTEN HÜRRİYETE 10 00:00:00.09.2025
•ACIDAN UMUDA YOLCULUK 03 00:00:00.09.2025
•BİR ÇİFT MAVİ GÖZ VE İNANCIN ZAFERİ 29 00:00:00.08.2025
•KİLİMDEN GÜLPEMBE’YE, MAĞUSA’DAN SÜRGÜN’E 20 00:00:00.08.2025
•Tanımak, Anlamak, İnsanlaşmak 12 00:00:00.08.2025
•Ağaçların Gölgesinde Büyümek 05 00:00:00.08.2025
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Yorumlarınızı paylaşın

--
logo

   E-posta: bilgi(@)ucuncugozgazetesi.com
Tüm hakları Üçüncü Göz Gazetesi adına saklıdır: ©2019-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir.