HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 02 OCAK 2026, CUMA

2025 Türk Tarımı İçin Üretmenin Değil, Dayanmanın Yılı

02.01.2026 00:00
2025 yılı Türk tarımı açısından yalnızca maliyetlerin arttığı bir dönem değil, üretimden kopuşun hızlandığı, yapısal sorunların birer birer patladığı ve çiftçinin sistem karşısında yalnız bırakıldığı bir kırılma yılı olarak tarihe geçti. Bu yıl çiftçi toprağa tohum atarken artık sadece iklim koşullarını değil; borç yükünü, alım fiyatlarının ne zaman açıklanacağını, ürünü satacak pazar bulup bulamayacağını ve sezon sonunda cebine gerçekten para girip girmeyeceğini düşünerek üretim yaptı.
Çiftçi açısından mesele sadece bir sezonun iyi ya da kötü geçmesi değildi; maliyet-fiyat makasının giderek açıldığı, belirsizliğin kalıcılaştığı, riskin tarlada değil masada büyüdüğü bir yıl yaşandı. Üretmek isteyen üretici, bu kez doğayla yarışmaktan çok ekonomiyle, plan eksikliğiyle, pazardaki tek taraflı güçle ve finansman duvarıyla boğuştu. Sonuçta tarımın dili değişti: Eskiden "ne ekersek kaç alırız" konuşulurdu; 2025'te "ekersek nasıl çıkacağız" sorusu öne geçti.
Sezonun daha başında mazotun litresi 40 liranın üzerine çıktı. On dönümlük bir tarlanın sürülmesi, ekimi, ilaçlanması ve hasadı için gereken 120-150 litrelik yakıt, sadece bu kalemde 6 bin liraya yaklaşan bir yük yarattı. Gübre tarafında ise tablo daha da ağırdı. Geçen yıl 13-14 bin liraya alınan DAP ve üre gübresi, 2025'te 25 bin lira seviyelerini gördü. Bu artış, çiftçiyi olması gereken gübre miktarını kullanmaktan vazgeçmeye zorladı. Dekara 40 kilogram gübre atması gereken üretici 20 kilograma düştü. Bunun sonucu Marmara ve İç Anadolu başta olmak üzere birçok bölgede dekardan alınan buğday verimi 450-500 kilogram seviyesinden 280-300 kilograma geriledi. Yani çiftçi hem daha pahalıya üretti hem de daha az ürün aldı.
Sebze üreticisi için 2025 yılı adeta bir hayal kırıklığı sezonu oldu. Bir dönümlük domates tarlasının fide, gübre, ilaç, işçilik, sulama elektriği ve hasat maliyeti 45-50 bin liraya ulaştı. Ancak hasat döneminde tarlada domates 4 liraya kadar düştü. Üretici ürünü topladığında zarar ettiğini, toplamadığında ise emeğinin çöpe gittiğini gördü. Bazı bölgelerde ürün tarlada sürüldü, bazı yerlerde kamyonlarla çöpe döküldü.
Hayvancılıkta ise 2025 yılı tam anlamıyla bir tasfiye süreci yarattı. Süt yemi çuvalı 700 lirayı aşarken, litre başına ödenen süt fiyatı bu maliyeti karşılamadı. Günlük 150-200 litre süt satan bir işletme, elde ettiği gelirle ancak yem parasını karşılayabildi. Elektrik, veteriner ve bakım masrafları tamamen borçla döndü. Birçok küçük işletme sürüsünü yarıya indirdi, bazıları ise ahırını tamamen boşalttı.
Finansman krizi tarımın en görünmeyen ama en yıkıcı başlığı hâline geldi. Tarım kartları, banka kredileri ve bayi vadeleri çiftçinin boynuna dolandı. 2024'te 300 bin lira kredi kullanan bir üretici, 2025 sonunda 500 bin lirayı aşan borçla karşı karşıya kaldı. Ürünü sattığında eline geçen para cebine girmedi; doğrudan borca gitti. Yeni sezona sermayesiz, umutsuz ve borçlu girildi.
Pazarlama ve aracı sistemi 2025'te çiftçinin emeğini adeta yok etti. Çiftçi tarlada 4 liraya ürün satarken, aynı ürün market rafında 25 lirayı gördü. Hal sistemi, komisyonculuk yapısı ve denetimsizlik üreticinin kazancını aracıya bıraktı.
Suya erişim ve sulama krizi de 2025 yazında birçok bölgede üretimi sekteye uğrattı. Yeraltı suları çekildi, barajlar dolmadı, sulama birlikleri artan elektrik maliyetleri nedeniyle tarifeleri yükseltti. Bazı üreticiler tarlasını sezon ortasında sulayamadığı için mısırını ve sebzesini kurumuş şekilde izlemek zorunda kaldı.
İş gücü sorunu artık gizlenemez boyuta ulaştı. Genç nüfus köyde kalmak istemedi, mevsimlik işçi bulmak zorlaştı. Hasat zamanı işçi bulunamadığı için dalında kalan ürünler 2025'in sıradan manzarası hâline geldi.
Tüm bunların üzerine üretici örgütlerinin yetersizliği eklendi. Kooperatifler ve birlikler birçok bölgede çiftçiye pazarlık gücü kazandıramadı. Çiftçi yalnız kaldı.
2025 yılı, Türk tarımı için sadece pahalı bir üretim sezonu değil; yıllardır biriken yapısal hataların aynı anda patladığı, sistemin fiilen çöktüğü bir yıl olarak kayıtlara geçmiştir. Sorun yalnızca mazotun, gübrenin ya da yemin pahalı olması değildir. Asıl mesele, üreticiyi bu maliyet dalgasına karşı koruyacak bir tarımsal planlama modelinin bulunmaması, üretim kararlarının masa başında değil, rastlantılarla şekillenmesi ve çiftçinin kaderinin piyasanın insafına bırakılmasıdır. Üretici hangi ürünü ne kadar ekeceğini, hasatta kaça satacağını, ürününü kime vereceğini ve alacağı desteklerin ne zaman hesabına yatacağını bilmeden üretim yapmak zorunda kalmıştır. Bu belirsizlik, tarımı ekonomik bir faaliyet olmaktan çıkarıp bir kumara dönüştürmüştür.
Finansman ayağında ise çiftçi, üretimin daha başında borçlu hâle gelmekte, sezon sonunda kazandığı para cebine girmeden banka, bayi ve kooperatif alacaklarına gitmektedir. Bu döngü her yıl biraz daha derinleşmekte, çiftçinin öz sermayesi erimekte, üretim artık borç çevirmekten ibaret bir uğraşa dönüşmektedir. Pazarlama tarafında üretici, ürünü tarlada yok pahasına satarken tüketiciye yüksek fiyattan ulaşan bir sistemin mağduru olmaktadır. Üretici ile tüketici arasındaki kazancı, üretime hiçbir katkısı olmayan aracılar paylaşmakta; tarımın yükü ise tamamen çiftçinin sırtına bindirilmektedir.
Örgütlenme ve kooperatifleşme yapıları etkisiz kaldıkça, çiftçi bu adaletsiz düzene tek başına direnmek zorunda bırakılmaktadır. Güçlü birliklerin, etkin üretici örgütlerinin olmadığı bir ortamda çiftçi pazarlık gücünü kaybetmiş, girdi alırken de ürün satarken de en zayıf halka hâline gelmiştir. Bu tablo değişmedikçe, her terk edilen tarla, her satılan hayvan ve her kapatılan ahır sadece bireysel bir üreticinin hikâyesi değildir; bu ülkenin gıda güvenliğinden, kırsal istihdamından ve ekonomik bağımsızlığından kopan bir parçanın daha kaybı anlamına gelmektedir. Tarım çökerse, sadece bir sektör değil, bir ülkenin geleceği çöker.
 
Enbiya Bakır / 'ZAFER' e Doğru / diğer yazıları
•2025 Türk Tarımı İçin Üretmenin Değil, Dayanmanın Yılı 02 00:00:00.01.2026
•GENÇLİĞE SIRTINI DÖNEN BİR KENTİN HESABI 24 00:00:00.12.2025
•MİRASYEDİ ZİHNİYETİNİN GÖLGESİNDE KAYBOLAN BİR İLÇE 17 00:00:00.12.2025
•ORHANGAZİ’DE BİTMEYEN DENKLEM 10 00:00:00.12.2025
•GÜNCEL MESELELER IŞIĞINDA TÜRKİYE VE PAPA ZİYARETİ 03 00:00:00.12.2025
•ÇOCUKLUĞUN KIRIK DEFTERİ 27 00:00:00.11.2025
•Yerel Yönetimler ve Yönetim Kalitesinde Derin Açık 19 00:00:00.11.2025
•10 Kasım Bir Milletin Hafızasında Ölümsüzleşen Lider 10 00:00:00.11.2025
•TARIMDA AZALAN GENÇ NÜFUS: TOPRAĞIN GELECEĞİ TEHLİKEDE 05 00:00:00.11.2025
•Atatürk’ün Gençliğe Emanet Ettiği Sonsuz Işık 29 00:00:00.10.2025
•Kinin, İhmalin ve Sessizliğin Hikâyesinde Orhangazi 22 00:00:00.10.2025
•ORHANGAZİ’DE UMUT ARAYAN BİR NESİL 14 00:00:00.10.2025
•Yöneten Yok, Sorumlu Yok: Orhangazi Sahipsiz!.. 07 00:00:00.10.2025
•HANGİ TARIM POLİTKALARI? 02 00:00:00.10.2025
•ORHANGAZİ’NİN GELECEĞİ İPOTEK ALTINDA 25 00:00:00.09.2025
•Orhangazi’nin Kurtuluşunda Tarih, Vefa ve Eksiklikler 17 00:00:00.09.2025
•Refik Atay ve Derviş Tarakçıoğlu 10 00:00:00.09.2025
•Gençlik Umudun ve Çıkmazların Kesişiminde 03 00:00:00.09.2025
•Bir Milletin Varoluş Destanı 30 Ağustos 29 00:00:00.08.2025
•Depreme Hazırlıksız Orhangazi 20 00:00:00.08.2025
•Yeniköy Sahası Çürürken Kim Seyirci, Kim Sorumlu? 12 00:00:00.08.2025
•Bursa Mitinginde Milli Duruşun Fotoğrafı 05 00:00:00.08.2025
•Orman Yangınları ve Sınıfta Kalan Orman Bakanı 29 00:00:00.07.2025
•Bekir Aydın! Hani sporcunun dostu idin? 24 00:00:00.07.2025
•GENÇLERİN SESSİZ ÇIĞLIĞI: ORHANGAZİ’DE SOSYAL YAŞAM NEREDE? 15 00:00:00.07.2025
•Kerbela ve Hz. Hüseyin’den Öğrendiğim İlk Hakikat 05 00:00:00.07.2025
•GÖZÜMÜZÜN ÖNÜNDE UNUTULAN BİR TARİH ILIPINAR HÖYÜĞÜ 02 00:00:00.07.2025
•Yaşamın Kökü mü, Kârın Dibi mi? 25 00:00:00.06.2025
•Yönetilemeyen İlçe Orhangazi 18 00:00:00.06.2025
•Çocukların Gözlerinde Saklı Bir Milletin Hikayesi 11 00:00:00.06.2025
•Bir Otelin Sessiz İhaneti 29 00:00:00.05.2025
•Bir Milletin Dirilişi ve Gençliğe Emanet Edilen Bir Cumhuriyet 18 00:00:00.05.2025
•Ekümeniklik İddiası ve Lozan Antlaşması 13 00:00:00.05.2025
•Bu Bir Gözdağı mı, Yoksa Sessiz Bir Keşif mi? 05 00:00:00.05.2025
•Milli Egemenlik, Göç Politikaları ve Tehdit Altındaki Türkiye 22 00:00:00.04.2025
•Şehitlerimizi Unutmak İhanettir, Anmak ise Vefa Borcudur! 16 00:00:00.04.2025
•Prof. Dr. Haydar Baş’ı Vefatının 5. Yılında Rahmetle Anıyoruz 14 00:00:00.04.2025
•Adaletin Peşinde: Tarihten Günümüze Adalet Mücadelesi 09 00:00:00.04.2025
•Orhangazi'nin Lojistik ve Depolama Potansiyeli: Değerlendirilmeyi Bekleyen Bir Fırsat 26 00:00:00.03.2025
•Çanakkale’de Kanla Yazılan Destan ve Orhangazi’nin Kahraman Evlatları 16 00:00:00.03.2025
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Yorumlarınızı paylaşın

--
logo

   E-posta: bilgi(@)ucuncugozgazetesi.com
Tüm hakları Üçüncü Göz Gazetesi adına saklıdır: ©2019-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir.